menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Göç Değil Şantaj: Faslı Yoksullar Üzerinden İspanya’ya Operasyon

8 0
03.08.2026

Fas ile İspanya arasındaki düzensiz göç hareketlerinin merkezinde, Kuzey Afrika kıyılarında bulunan Sebte ve Melilla yer almaktadır. İspanya’nın egemenliği altındaki bu iki şehir, Fas tarafından ülkenin ayrılmaz bir parçası ve işgal altındaki topraklar olarak kabul edilmektedir. Coğrafi olarak Afrika’da bulunmalarına rağmen İspanya tarafından yönetilmeleri, Sebte ve Melilla’yı hem iki ülke arasındaki egemenlik tartışmasının hem de Avrupa’ya yönelen düzensiz göçün başlıca geçiş noktalarından biri hâline getirmiştir.

Fas’tan bu şehirlere yönelik düzensiz geçişler uzun süredir devam etmektedir. Göçmenler sınır çitlerini aşarak, dağ yollarını kullanarak veya kıyıdan yüzerek İspanya yönetimindeki bölgelere ulaşmaya çalışmaktadır. Madrid ile Rabat arasında 2021 yılında yaşanan diplomatik kriz sırasında da Sebte’ye büyük bir göç hareketi gerçekleşmiş, bu tarihten sonra sınır denetimleri sıkılaştırılmıştır.

2026 yazında yaşanan hareketlilik ise büyüklüğü ve toplumsal kapsamıyla önceki girişimlerden ayrılmıştır. Açıklanan rakamlar farklılık göstermekle birlikte, 24 ila 48 saat içinde Sebte’ye geçenlerin sayısının 49 bin ile 60 bin arasında olduğu belirtilmiştir. Yaklaşık 80 bin nüfuslu küçük bir şehre birkaç gün içinde nüfusunun yarısından fazlasına denk gelen bir kitlenin girmesi, İspanya’yı ve Avrupa Birliği’ni ciddi bir insani ve güvenlik kriziyle karşı karşıya bırakmıştır.

Geçişe yalnızca genç erkekler değil; çocuklar, ergenler, kadınlar, anneler, çalışanlar, yaşlılar ve bebekler de katılmıştır. Bazıları yüzerek, bazıları saatlerce yürüyerek, bazıları ise otobüs, bisiklet veya otomobillerle Fas’ın farklı bölgelerinden kuzeye ulaşmıştır. İnsanların çoğunun yanında yalnızca telefonları ve birkaç kişisel eşyası bulunması, hareketin planlı bir göç organizasyonundan çok, sınırın geçilebilir olduğu haberinin yayılmasıyla büyüyen kitlesel bir kaçış niteliği taşıdığını göstermektedir.

Fas’ta Göçü Besleyen Toplumsal ve Ekonomik Koşullar

Kitlesel göçün arkasında işsizlik, hayat pahalılığı, düşük ücretler, konut sorunu, sağlık ve eğitim hizmetlerinin yetersizliği, bölgesel eşitsizlikler ve geleceğe ilişkin umutsuzluk bulunmaktadır. Fas’taki işsizlik oranının yüzde 13 düzeyine ulaştığı ve ülkede yaklaşık iki milyon işsiz bulunduğu belirtilmektedir. Her yıl yaklaşık 300 bin genç eğitim kurumlarından çıkmakta; ancak bunların önemli bir bölümü iş bulamamakta veya mesleki eğitim olanaklarına erişememektedir.

Sorun yalnızca işsizlik değildir. Çalıştığı hâlde geçimini sağlayamayan, düşük ücret alan veya mesleki geleceğini güvende görmeyen kişiler de Avrupa’ya yönelmektedir. Özel güvenlik alanında çalışan bir genç, gelirinin düşüklüğünden ve sağlık hizmetlerinin yetersizliğinden yakınırken, üç çocuk annesi bir kadın yıllardır çalışmasına rağmen kira, süt ve çocuk bezi giderlerini karşılamakta zorlandığını anlatmıştır. Bu örnekler, göç eğiliminin yalnızca işsiz gençlerle sınırlı olmadığını; çalışanları, kadınları ve çocukları için daha iyi bir gelecek arayan aileleri de kapsadığını göstermektedir.

Üniversite mezunlarının ve farklı mesleki sertifikalara sahip kişilerin iş bulamaması, eğitim sistemi ile iş piyasası arasındaki kopukluğu derinleştirmektedir. Anne ve babasının üniversite mezunu olmasına rağmen çalışamadığını söyleyen bir gencin, kendisinin de diploma ve dil eğitimi bulunduğu hâlde Fas’ta iş bulamadığını belirtmesi, ekonomik hayal kırıklığının kuşaklar arası bir nitelik kazandığını ortaya koymaktadır.

Fas’taki toplumsal yapı, ekonomik büyümeden yararlananlarla yoksulluk ve dışlanma içinde yaşayanlar arasındaki ayrışmayı yansıtmaktadır. Bir tarafta mevcut ekonomik ve siyasi modelden yararlanan rahat bir kesim, diğer tarafta koşulların düzeleceğine ilişkin inancını kaybetmiş geniş bir toplum kitlesi bulunmaktadır. Sebte’ye yönelen insanların önemli bir bölümü, Fas içinde daha iyi bir hayat kurabileceğine artık inanmayan bu ikinci kesimden oluşmuştur.

Bu nedenle kitlesel geçiş, hükümet politikalarına karşı kendiliğinden gerçekleşmiş bir halk oylaması olarak da değerlendirilebilir. Sınırı aşmaya çalışanlar yalnızca İspanya’ya yönelmemiş; aynı zamanda işsizliğe, hayat pahalılığına, konut yetersizliğine, kamu hizmetlerinin niteliğine ve ekonomik büyümenin eşitsiz dağılımına karşı tepkilerini ortaya koymuştur. Gayrisafi yurt içi hasılanın artması, büyümenin toplumun bütün kesimlerine ulaştığı anlamına gelmemektedir.

Devletin stadyumlara, otellere, turistik tesislere ve uluslararası organizasyonlara öncelik verirken eğitim, sağlık ve genç istihdamını geri plana ittiği eleştirisi de bu krizin önemli boyutlarından biridir. Taht Bayramı (İdü’l-Arş) sırasında ülkenin kalkınma hamleleri anlatılırken yalnızca birkaç kilometre ötede binlerce kişinin Sebte’ye ulaşmak için hayatını tehlikeye atması, resmî başarı söylemi ile toplumun yaşadığı gerçeklik arasındaki farkı görünür hâle........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü