menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cumhuriyet’in sonbahar rüzgârı

35 0
23.05.2026

29 Ekim 1933 Pazar...

Cumhuriyet’in kuruluşunun 10’uncu yıldönümü.

Mustafa Kemal çok heyecanlıydı...

Çok sevdiği milletine, 10 yılda yaptıklarını anlatacak, hesap verecek ve hedeflerini açıklayacaktı.

Konuşmasını yedi sayfada kaleme almıştı.

“Türk Milleti, Kurtuluş Savaşı’na başladığımızın on beşinci yılındayız,” sözleriyle başlıyordu.

Son sayfada, son cümle:

“Türk Milleti! Ebediyete akıp giden her on senede bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne Mutlu Türküm diyene!” sözleriyle bitiyordu.

Bu son cümleden önce...

Liderin sesinden duymadığımız, ancak kâğıda yazdığı şu sözler duygu yüklü, hüzünlü bir veda gibiydi:

“Bu söylediklerim gerçek olduğu gün, senden (Türk Milleti’nden) ve bütün medeni dünyadan dileğim şudur:

Yusuf Hikmet Bayur, veda anlamı taşıyan bu cümlenin kaldırılmasını önerir.

Atatürk, Bayur’un isteği üzerine, bu cümlenin üzerini çizer ve törende okumaz.

Cumhuriyetin elinde kaynak yoktu, para yoktu, kredi yoktu...

Yetişmiş insan gücü hiç yoktu.

Osmanlıdan borç ve batık bir miras kalmıştı.

Bu koşullarda işgal edilen vatanı kurtarmış, emperyalizmi ve işbirlikçilerini yenmiş, ülkesini tam bağımsız yapmıştı.

Milletini çağdaşlaştırmak, kadın-erkek eşitliğini sağlamak, halkını uyandırmak, kalkındırmak için devrimler gerçekleştirmişti.

Bir orta çağ ülkesinde, demokrasinin kapısını açmıştı.

Böyle bir lider, hiçbir ülkenin tarihinde yer almadı.

Atatürk devrimlerini gerçekleştirirken, üç ayrı cephede savaşır:

-Düşmanla, işbirliği yapan Padişah dahil, yerli işbirlikçiler.

-İstiklal Savaşı’nda yanında yer alan, ancak saltanatın ve halifeliğin kaldırılmasında, Cumhuriyet’in ilanında karşı çıkan........

© Sözcü