Zorunlu bir Cevap: Nepal Deneyimi Işığında Maoizm ve Sürekli Devrim – V. U. Arslan
Geçtiğimiz ay Nepal’de yaşanan halk isyanının ardından Spartaküs Youtube kanalında bir video yaparak hem Nepal’de neler olduğunu aktarmaya çalışmıştık hem de konunun politik ve teorik derinliğini irdelemiştik. Dillendirdiğimiz temel gerçekler ve buna bağlı olarak çıkardığımız sonuçlar Maocu çizgideki Halkın Günlüğü’nü rahatsız etmiş olacak ki tarafımıza fikirsiz bir küfürnameden öte bir değeri olmayan bir cevap yazısı yayınlamışlar. Başlık bile insanı gülümsetiyor, neyle karşılacağınızı biliyorsunuz: “Troçkist Hortlamayla Nepal Kalkışmasından Maoist Program Eleştirisi Çıkarmak!” Metnin yazarı (ismi verilmemiş) klasik Stalinci bağnazlığı düzdünyacılık seviyelerine ulaştırıyor. En çıplak gerçekler bile körlemesine inkar ediliyor. İnsan pes diyor, ama tekrar tekrar anlatmak zorundayız.
Nepal’deki İhanetler Maoizmi Bağlamazmış! Öyle mi?
Nepal’de geçtiğimiz ay patlak veren isyan, doğrudan doğruya 2006 Nepal Devrimi’nin ihanete uğratılmasının ardından başlayan çürümüş burjuva koalisyon hükümetleri sürecinin sonucudur. 2006’da Nepal işçileri ve köylülerinden burjuva cumhuriyetle yetinmeleri istenmişti, işte o cumhuriyet iflas etti. 2006 ihanetinin baş aktörü NKP(M)-Nepal Komünist Partisi (Maoist) idi. NKP(M) 2007’den itibaren bir başka Stalinist parti olan NKP(UML)-Nepal Komünist Partisi (Birleşik Marksist Leninist) ile bazen ortaklaşa, bazen de dönüşümlü olarak, çoğu zaman yanlarına aldıkları çeşitli sağ partilerle defalarca iktidara geldiler, başbakanlık ve bakanlık koltuklarına oturdular. Bu yüzden de 2025 isyanında kitleler tarafından haklı olarak ülkedeki yoksulluk ve çürümüşlükten sorumlu tutuldular. Maoizmin Nepal’deki utanç verici iflasının teorik sonuçlarını açıklamak için 2006 Nepal Devrimi’nin nasıl ihanete uğratıldığını özetlemek zorundayız.
Nepal 2006’da dört başı mamur bir devrimci durumla karşı karşıyaydı. Monarşi çökmüş, egemen sınıf kontrolü ytirmiş, halk silahlanmıştı. İşçi-emekçi cumhuriyetinin kurulması an meselesiydi. Ama sürecin liderliğini yapan gerilla örgütü Nepal Komünist Partisi (Maoist) sosyalist bir devrimle işçi-emekçi cumhuriyetinin kurulmasına karşıydı; devrimi gerçekleştirmek yerine Nepal burjuvazisi ve hamisi ABD emperyalizmi ile anlaşma yoluna gitti. Evet o dönem tüm dünyadaki Maocuların da belirttiği üzere dünyanın en önemli Maoist partisi olan NKP(M), ABD emperyalizminin dümen suyuna girdi. Düşünün Troçki’yi lekelemek için koca koca devletlerin propaganda aygıtlarıyla on yıllar boyunca iftiralar atan ama hiçbir şey ortaya koyamayanlar kendi pratiklerinde ABD emperyalizminin maşası oluyor. Ama hiç utanmaları yok, hala gerçekleri ortaya koyan bizlere sataşıp Troçki’ye hakaret edebiliyorlar! Tıynetlerini iyi bildiğimiz için şaşırmıyoruz.
Yazarın kabullenmekte zorlandığı gerçek NKP(M)’nin “Maoist program gereği” hareket ettiğiydi. NKP(M), Nepal’in sosyalist devrime uygun olmayan feodal bir ülke olduğu gerekçesiyle, devrimi “hayali” demokratik aşamada durdurmuştu. Yani İspanya’dan(1936) İran’a(1979), Yunanistan(1944) ve Portekiz’den(1974) Şili(1973) ve Endonezya’ya(1965) daha nice devrim gibi Nepal Devrimi(2006) de Stalinist demokratik aşama bahanesiyle yarıda durdurulacak ve ihanete uğrayacaktı.
NKP(M) ve o zamanlar dünya çapında yere göre sığdıralamayan liderleri Prachanda’nın önünde iki seçenek vardı: Ya işçi-emekçi iktidarını ilan edip dünya devriminin başladığını duyuracaklardı (sürekli devrim) ya da emperyalist kapitalistlerle uzlaşmaya varıp demokratik cumhuriyet yoluna gidecekti. NKP(M), Maoist programı aşamadı ve kaçınılmaz şekilde ikinci seçeneğe yönelmek zorunda kaldı. Zira hayat üçüncü bir seçeneğe yer bırakmaz. Başka ara bir formül yok. Ya sosyalizm ya da kapitalist gericilik, bunun ortası bulunmuyor. Bugün Madagaskar’dan, Peru’ya, Fas’tan, İran’a isyan eden halkların önünde de herhangi bir demokratik aşama yok. Kapitalizmin yıkılmasını ve işçi iktidarının kurulmasını öngörmeyen her halk hareketinin tıkanması, yenilgiye uğraması kaçınılmazdır. O yüzden “tek yol sürekli devrim” sloganı öylesine bir slogan değil, hayatın bir gerçeğidir.
2006’da NKP(M) Stalinist/Maoist aşamalar teorisinin kaçınılmaz onucu olarak kapitalizmin sınırları içerisinde kaldı ve ABD emperyalizmi ile birlikte ülkenin geleceğini neoliberalizme uygun şekilde dizayn etti. Eski ABD başkanı ve emperyalizmin Nepal misyonu liderliğini yapan Jimmy Carter Maoistlerin demokrasiye bağlılığını öve öve bitiremiyordu. Peki o “hayali” demokratik aşamaya ne oldu? Bir Marksistin bekleyeceği gibi demokratik aşama yalan oldu. Ne köylüye toprak dağıtıldı, ne feodal artıklar temizlendi, ne ulusal sorun çözüldü, ne ekonomik kalkınma başladı, ne emperyalizmin boyunduruğu gevşedi…
Rusya’daki proleter devrim programını reddeden Narodnizme Lenin’in getirdiği “silahlı reformizm” ve Troçki’nin getirdiği “bombalı liberaller” eleştirisi küçük burjuvaziye dair evrensel bir eleştiridir ve bu öngörünün Nepal’de, Kolombiya’da ve dünyanın birçok bölgesinde gerçekleşmesi Marksistleri şaşırtmaz.
Şimdi Maoist arkadaşlar diyorlar ki “NKP(M) revizyonist oldu, bu durum Maoizmi bağlamaz”. Ancak bağnaz bir cemaat üyesi bu sonucu çıkarabilir. Ne yani koca gerilla hareketi birden bire revizyonist mi oldu! Ya da ne oldu da revizyonist oldu, başlarına taş mı düştü! NKP(M) revizyonist oldu, Stalin öldü SSCB sosyal faşist oldu, Mao öldü Çin bitti! Bakın, olgusal gerçekleri bu şekilde pervasızca inkar etmek, düşünsel bir tutum olarak ele alınamaz, ancak düzdünyacılığın bir çeşidi olarak görülebilir. Bu konulara gireceğiz.
Maoist “Yeni Demokrasi” “Eski” Menşevizmden Ne Kadar Farklı?
Demokratik devrimi daha özgün birşeymiş gibi göstermek için Maocular “yeni demokrasi” lafını kullanmayı pek severler. Oysa demokrasi öyle “eski-yeni” gibi laf salatalarıyla değil sınıfsal içeriği ile tanımlanır. Marksistler meseleye hangi sınıfın demokrasisi diye bakar! Ayrıca bir şeyin başına “yeni” koyunce yeni olmuyor, nitekim Maoistlerin yeni demokrasi içeriği eski Menşevizmden başkası değil: Demokratik aşama, ilerici burjuvazi, 4’lü sınıf ittifakı gibi sınıf işbirlikçi bir içerik, Maoizmin Menşevizmle aynılaşmasını doğurur. “Yeni” demokraside yeni olan hiçbir şey yoktur, Rus devrim tarihini bilenler bunun Menşevik teori olduğunu bilir. NKP(M)’nin imza attığı tarihsel ihanet bu yeni demokrasi programının bir sonucudur: demokratik aşama, ilerici burjuvazi, 4’lü sınıf ittifakı…
Yazarımızın konular üzerindeki cehaleti öyle büyüktür ki yenilgiye uğrayan 1905 Devrimi’ni demokratik aşama olarak yutturmaya çalışıyor. Böylelikle 1917’deki sosyalist devrimden önce yaşanmış bir demokratik aşama icat ediliyor. Böylece tarih, dogmatik şemaya uymuş olacak. Ama ne uydurma! 1905 başarısız oldu ve gelmeyen demokratik devrimin sorunsalları da toplumun bağrında çözülemeden olduğu gibi kaldı. Demokratik devrimin görevlerini (toprak sorunu, feodallerin tasfiyesi, ulusal sorun, barış vb) yerine getirmek Ekim Devrimi’ne kaldı. Demokratik görevler ancak sosyalist devrim tarafından yerine getirilebilirdi. Ve Bolşevikler dünya devrimi için Komünist Enternasyonal’i örgütledi. İkide bir eşitsiz gelişmeden bahseden yazarımız eşitsiz bileşik gelişme yasasını bilmediği ve hatta bu konuda bir fikri dahi olmadığı için Kautsky’lerin Marksizme bulaştırmaya çalıştığı mekanik şemaları tekrar edip duruyor (Menşevizm, Stalinizm, Maoizm sırasıyla Kautsky’i tekrarladılar.)
Türkiye’deki Maoistler 2006 öncesi ve........
