RUHUN İKİ ADI: HABİL İLE KABİL
İnsanlık tarihinin ilk cinayeti bir taşla değil, bir duyguyla başladı. Bir kardeşin elindeki silah, önce kendi kalbinin kıskançlığında dövüldü. Habil ve Kabil’in hikayesi aslında iki kardeşin hikayesi değildir; her çağda yeniden doğan insanın zamansız öyküsüdür. Çünkü coğrafyalar, devirler ve yüzler değişse de insanın içindeki o kadim savaş hiç değişmez. Belki de bu yüzden, binlerce yıl geçmesine rağmen Habil ve Kabil hala yaşıyor; tam içimizde.
Çünkü her insanın ruhunda iki ses yankılanır. Biri merhameti fısıldar, diğeri öfkeyi. Biri paylaşmayı öğretir, diğeri sahip olmayı. Biri sevgiyi büyütür, diğeri kıskançlığı. Ve insan, ömrü boyunca bu iki sesin arasındaki o ince çizgide yürür.
Kabil’in asıl sorunu kardeşi değildi; kendi içinde büyüttüğü, beslediği karanlıktı. Çünkü insan bazen başkasının mutluluğuna değil, kendi eksikliklerine öfkelenir. Başkasının başarısını bir tehdit, sevgisini bir kayıp, mutluluğunu ise kendisine verilmemiş bir hak gibi görür. Oysa bir mum, başka bir mumu yaktığında kendi ışığından hiçbir şey kaybetmez. Fakat kıskançlık, insana en çok bu bilgeliği unutturur. Aslında Habil ile Kabil’in hikayesi,........
