EKRANI KAPAT, GERÇEĞİ AÇ
Her Gün İhanet İzleyip Sadakat Bekleyebilir miyiz?
Ekran büyüdükçe, vicdan küçülüyor.
Televizyon artık yalnızca bir eğlence aracı değil; ruhlarımızın sessizce biçimlendirildiği bir alan. Akşam kuşağında aldatma, entrika ve şiddet; gündüz kuşağında teşhir, gözyaşı ve mahremiyetin pazarlanması… Hepsi bir araya geldiğinde toplumun duyarlılığı fark edilmeden eriyor.
Her gün üç doz ihanet izleyen bir toplumdan sadakat beklenir mi?
Bir zamanlar dizilerde ihanet bir kırılma anıydı; şimdi hikayenin ana omurgası. Yalan sıradan, sadakat istisna. Aldatmalar dramatik bir müzikle süsleniyor, öfke sahneleri reytingle ödüllendiriliyor, şiddet “heyecan unsuru” olarak servis ediliyor. İzleyici bir süre sonra üzülmüyor, şaşırmıyor; sadece izliyor.
Şiddeti izlemek, ona mesafe koymak değildir. Ona alışmaktır.
İnsan zihni tekrar eden görüntüye direnmez; onu normalleştirir. Sürekli maruz kalınan ihanet, güven duygusunun eşiğini düşürür. Sürekli izlenen şiddet, empatiyi törpüler. Bir süre sonra “Bu kadar da olmaz” dediğimiz şeyler, “Oluyor işte” cümlesine dönüşür.
Ekran bize yalnızca olay göstermiyor; davranış kalıpları sunuyor. Nasıl tartışılacağını, nasıl bağırılacağını, nasıl intikam alınacağını, nasıl aldatılacağını… Ve en tehlikelisi, nasıl duyarsızlaşılacağını öğretiyor.
Gündüz kuşağındaki........
