menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İçerdeki Çatlak, Dışardaki Fırtına

11 0
03.03.2026

Bir devletin kaderi çoğu zaman sınır hattında değil, yönetim katında belirlenir.

Üretim ve yönetim süreçleri katılımcı olmaktan çıkıp dar bir çevrenin kontrolüne girdiğinde, hesap verilebilirlik yerini sadakate, liyakat yerini hizipleşmeye bırakır. Ortak iyilik zayıflar, kamusal akıl susar. Çürüme önce ekonomide değil, kurumların ruhunda başlar.

Antik çağın büyük siyaset filozofu Platon, Devlet’te rejimlerin nasıl yozlaştığını anlatırken zamansız bir gerçeğe işaret ediyordu. Devletler dış saldırıyla değil, önce iç çözülmeyle yıkılır. “Koruyucular”ın ahlaki ve zihinsel aşınması, adalet ilkesinin zedelenmesi ve ortak yararın terk edilmesi, siyasal yapının çözülme sürecini başlatır. Bu düşünce bugün şu şekilde özetlenebilir. Bir devleti korumakla görevli olanlar onu zayıflatmaya başladığında, dış müdahale sadece son darbeyi vurur.

Tarihsel örüntü değişmez. Roma askeri bakımdan güçlüydü, fakat senato içi hizipleşmeler ve komutanların iktidar mücadeleleri merkezi otoriteyi aşındırmıştı. Osmanlı’da saray içi klikler ve merkez–taşra gerilimi kurumsal dengeyi zayıflatmıştı. Modern ulus-devlet çağında da tablo farklı değildir, sadece araçlar değişmiştir.

Bugün Venezuela örneği, iç siyasal saflaşmalar ile dış baskı mekanizmalarının nasıl kesiştiğini gösteriyor. Süreç yalnızca yaptırımlarla açıklanamaz, yönetim içi güç mücadeleleri ve stratejik yön belirsizliği dış müdahalenin etkisini artırmıştır. Benzer biçimde İran’da üst düzey askeri ve siyasi figürlere yönelik operasyonların mümkün olabilmesi, yalnızca teknolojik üstünlükle değil,........

© Sonsöz