Almanya gemileri, bir ileri bir geri
Almanya uzun bir durgunluğa giriyor ve bu durum Alman siyasetçileri, akademisyenleri ve düşünce kuruluşlarını çok ama çok telaşlandırmış gibi görünüyor. Alman ekonomisiyle ilgili rakamlar da onların endişelerini haklı çıkaracak düzeydeler. Örneğin kişi başına reel milli gelir 2023 ve 2024 yıllarında düştü; 2023’te %1 küçüldü Alman ekonomisi, 2024’te ise küçülme oranı %0,8 civarında gerçekleşti. 2025’te %1’lik büyüme bekleniyor, ve bu şaşırtıcı bir sevinç yaratmış durumda. Sürünmeye sevinecek hale gelmişler. Vaka, Alman ekonomisi çok uzunca bir süredir 1990'ların ikinci yarısında başlayan yüksek büyüme dönemini mumla yaratacak oranlarda büyümekteydi, daha doğrusu emeklemekteydi.
Söz konusu Almanya olunca aslında Avrupa ekonomisini konuşmak gerekiyor; çünkü Alman ekonomisi tüm AB katma değer üretiminin neredeyse dörtte birine sahip. Dahası Almanya Kıta Avrupası merkezli para sermaye akışlarının tam vortexinde, merkezinde yer alıyor. Tarihsel olarak Almanya birleşik Avrupa fikrinin en büyük taşeronudur, birlik içindeki en azman, en güçlü kapitalizm Almanya’nınkidir. Birliğin sağladığı avantajları en çok o kullanmıştır. Hattı zatında Alman ekonomisi yavaşladığında Avrupa da yavaşlıyor, Alman ekonomisi durgunluğa girdiğinde Avrupa ekonomisi de aynı kaderle yüzleşmek zorunda kalıyor demektir.
Gerçekten bir panik havası hakim. Kısa vadeli çöküşün uzun vadeli duraklamanın belirtisi olduğu ilan edildi hemen. Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi (ki Alman siyasetçilerin sesine kulak verdikleri bir kurum) “uzun vadeli miskinlik” diye adlandırmış durumu. Economist 1999 yılında, Almanya bir durgunluk yaşarken, onu “Avrupa’nın hasta adamı” diye nitelendirmişti. Şimdi aynı niteleme dillere pelesenk olmuş gibi. Alman burjuvazisinin örgütlü kurumlarının sözcüleri durgunluğun uzun olacağına dair yaygaradan hiç vazgeçmiyorlar, ve burjuvazinin tüm örgütleri hükümetleri adım atmaya çağırıyorlar.
Fakat hükümetlerin elleri ve kolları iki kere bağlanmış durumda. Birincisi, Avrupa Merkez Bankası ve Avrupa para birliğinin düzenlemelerinden gelmektedir. Aslında bu ikisi çok uzun bir süre Alman kapitalizminin kıtasal hegemonyasını berkitmek için maharetle kullanılmışlardı. Ancak şimdi hem para hem de maliye politikası için ayak bağı haline geldiler. Kuruluşlarına büyük destek verdiği kurul ve kurumlar şimdi Alman devletinin ve kapitalizminin elini kolunu bağlamaktadırlar.
İkincisi ise, yüksek büyüme dönemlerinde yani 1990'ların sonu ile 2020'lerin başı arasında Alman burjuvazisi ve Federal mali ve iktisadi bürokrasi, bir sol hükümetin gelmesi ve halk sınıfları lehine harcama artışına gitmesini engellemek için, yasal borçlanma ve harcama limitleri koydular. Alman maliyesine oldukça tutucu bir biçem verdiler. Ancak şimdi durgunluk karşısında Alman Federal hükümetinin ve hatta yerel eyalet hükümetlerinin harcama yapmaları gerekiyor, ama yapamıyorlar. Böylece şimdi kendi koydukları kuralları bypass edecek bir sürü yeni proje üretiyorlar.
Anlatıldığı gibi Alman hükümetleri hem uluslararası (AB) hem de ulusal kural ve regülasyonların baskısı altında bocalıyorlar. Merz’in son bir yıldır yaptığı açıklamalara bakın, yollar aradıklarını söylüyor. Kudretli, Prusya bakiyesi Alman devleti koşturup duruyor ama nafile. Dahası siyasi dengeler de iktidarsız iktidarlar yaratıyor uzunca bir süredir. Alman siyasal seçim sisteminin bir sonucu olarak Almanya yıllardır çok partili koalisyonlar tarafından yönetilmektedir. Alman kapitalizminin ve sermaye birikiminin işleri tıkırındayken bir sorun değildi; ama şimdi durgunluğa giren bir ekonomide adım atması gereken yürütme erki eteği dört bir yandan çekiştirilen köçek gibi; kırıtıyor ama kıpırdayamıyor. Sosyal Demokrat Scholz’un hükümeti FDP üyesi Maliye Bakanı Christian Linder’in görevden alınmasının sonucunda çökmüştü. Yerine gelen CDU-CSU'lu Merz hükümeti de aynı sıkışmışlıkla baş başa ve Lenin’in devrimci momentin göstergesi olarak ortaya koyduğu “yönetenlerin eskisi gibi yönetememesi”ni anımsatır bir çaresizlik içinde.
Almanya şanlı eski günlerinde Fortress Europe’un (Avrupa Kalesi’nin) kalbi gibi duruyordu. Hem emek verimliliği hızla artıyordu hem de üretimin teknolojik altyapısı Alman ihraç emtiasının rekabet gücünü yüksek tutacak şekilde dönüştürülmüştü. Güçlü bir para olarak Avro’nun rekabet gücünü........
