Sınıf Sözleşmesi
“MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız. Biz bu devleti kendi devletimiz haline getiriyoruz…” Abdullah Öcalan’ın sözleri bunlar. İmralı’da Devlet Bahçeli’yle pişirdikleri çorbanın tarifidir. Halbuki taraftarları Türkiye’de suçlu dayanışmasına dayalı bir “Türklük Sözleşmesi” yapıldığına, bu sözleşme uyarınca Kürtlerin ve Ermenilerin asla makbul vatandaş sayılmayacağına inanıyordu. Bu adla bir kitap bile yazılmıştı. Kitabın tezine göre sözleşme 1915-1925 arasında imzalanmıştı. İmzacıları olan Müslüman-Türk kitle imha-tasfiye edilen Ermeniler ve imha-inkâr edilen Kürtler hakkında konuşmamayı da kabul etmiş oluyordu.
Türkiye’nin 1915-1925 arasındaki 10 yılı çok geniş bir torbadır. Osmanlının yıkımı ve küllerinden yeni bir ülkenin-devletin doğuşu o yıllardadır. Bir yanı Ermeni Tehcirine dayanır, diğer yanında Nakşi-Halidi Şeyh Sait isyanı vesilesiyle Cumhuriyetin Nakşiliğe ve Kürtlüğe kapısını kapatması var. Laik cumhuriyet düşmanlığının bütün argümanları o torbada saklıdır haliyle. İsteyen elini daldırır, içinden işine geleni alır. Çoğundan genç cumhuriyetin bir sapma olduğu sonucu çıkar.
Taner Akçam o torbaya elini daldırmış ve bir “Apartheid Rejimi” bulmuştu. Öcalan-DEM Partisi bir “inkar rejimi” buluyor. Osmanlıyı ayırıyorlar, İttihatçı-Kemalist bir suç örgütü kalıyor geriye. “Türklük Sözleşmesi” daha ileri gidiyor, bu suçları fukara Türk halkının omuzuna yüklüyor, Türk olmayı suçlu olmakla özdeşleştiriyor.
Çok şükür, bu suç ortaklarının kurduğu laik cumhuriyet yıkıldı. Şimdi yıkıntıları üzerinde başka türlü bir İslam-Türk Cumhuriyeti kuruluyor. Haliyle eski cumhuriyet tarafından Ermenilerin ve Kürtlerin önüne dikilen engeller de yerle yeksan oluyor. Açılan o temiz sayfada PKK devletin sağlam ayağı oluyor, devleti de Kürt devleti haline getiriyor.Yani hayat “Türklük Sözleşmesi”ni geçersiz ilan etti, şimdi sıra Kürtlük sözleşmesindedir.
Olmaz demeyin, İdris-i Bitlisi zamanında oldu, Öcalan zamanında da olur. Devletin eskisi de yenisi de kimliğe bakmaz, tabi olduğu sınıfın çıkarını gözetir. Yavuz Selim’in yaptığı gibi Türk aşiretleri ezer, Kürt aşiretleri İran sınırına dizer, imtiyaz verir, arkasında dizilir. Öcalan da Selim’in Çaldıran Savaşı'nı Kürt-Osmanlı ve Kürt-Türk ittifakının temel taşlarından biri olarak nitelendirmiyor mu?
Hava böyle dönünce ve sözleşmedeki Türklük biraz silikleşince kitabının yazarı çıktı özeleştiri yaptı; “Bugün aynı devletin ve aynı iktidar bloğunun sözleşmeyi tepeden aşağıya bir bakıma yumuşattığı bir dönemden geçiyoruz” dedi. Türklük Sözleşmesi ayaktaydı ama üzerinize afiyet biraz yumuşamıştı. Yazarı bu kavramı tarihsel bir analiz için kullanmıştı ama bugüne ve geleceğe dair kullanışlı olup olmadığından artık emin değildi. Türk halkını suça ortak etmekle biraz “şey” yapmıştı. Türklük Sözleşmesi tedavülden kalkınca “Müslümanlık Sözleşmesi”........
