menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Son günlerin dersleri

18 0
06.03.2026

Bizim Gürünlüler “u” olarak söylerlerdi, "sıfat" değil "sufat" derlerdi; hâlâ öyle yapıyorlar mı, bilmem. Şimdi onlara öykünerek yazarsam, bu sufatı batasıcalar için haydut devlet falan diyoruz ya, bu yetmiyor. Ne kadar kötü söz söylesek de kesmiyor; içimizdeki öfkeyi ne köpürtüp işe yarar kılıyor ne de rahatlayıp biraz olsun dinginleşmeyi sağlıyor.

Yine de bazı dersler çıkarmaya çalışabiliriz. Öfkemizi biraz dizginleyip biraz serbest bırakarak… Önem sırasına koymadan…

Amerikan Senatosu, haydutbaşının emrindeki devasa cinayet makinesini tek başına istediği yere yönlendirmesini güçleştirecek bir önergeyi, küçük sayılabilecek bir farkla da olsa, reddetmiş. Bütün halklar gibi insanlığın yüz akı olan insanlar yetiştirmiş Amerikan halkının bembeyaz saçları ve doksanına merdiven dayamış yaşı ile hâlâ sokakları boş bırakmayan Jane Fonda’dan başka kimsesi kalmamış mıdır, dersek çok mu haksızlık etmiş oluruz? Yoksa insandan başka bir yaratığa benzeyen savaş bakanları ile ikide bir haydutbaşının fırçasını yiyen Küba kaçkını dışişleri bakanları mı bu halkı temsil ediyor artık?

“Bir zamanlar savaşın, üretimin ve gündelik yaşamın birbirinden görece ayrılmış olduğu coğrafi düzen artık ortadan kalkmıştır. Eskiden savaş cephelerde gerçekleşir, üretim fabrikalarda yoğunlaşır, ev ise yeniden üretimin —dinlenmenin, ailenin ve özel hayatın— alanı olarak kalırdı. Bugün dron teknolojileri, hayalet uçaklar ve dijital ağlar sayesinde savaş da emek de gündelik hayatın tam ortasına yerleşmiştir.” Bu satırları, iki gün önce burada yayımlanmış bir köşe yazısından aktardım. Yazarı, bizim öğrenci dostu dekanımız Yaşar Hoca’nın oğlu Burak Gürbüz’dü. Artık soL’un kıdemli yazarları arasına girmiş Fatih Yaşlı’nın aynı gün aynı yerde yayımlanmış yazısı ile birlikte okunmasını öneririm. Şimdiye kadar okunmadıysa eğer. Okunduysa da bir kez daha göz atılmasında yarar olabilir.

Bu arada, Burak Gürbüz’ün yazısının bana Nottinghamlı tekstil işçisi Ned Ludd öncülüğünde 1800’lerin başlarında yaygınlaşan hareketi hatırlattığını belirtirsem, çok mu ileri gitmiş olurum acaba? Makineleşme ile birlikte işsizliğe, dolayısıyla açlığa mahkûm olan işçilerin........

© soL