Bir devrimci kadın portresi: Tina Modotti
Günümüzde en fazla kadınlar ve kız çocukları eziliyor, en fazla onların yaşam hakkı gasp ediliyor. Geçtiğimiz hafta aynı isimli iki kadının cinayeti boğazımızı düğümledi, nefes alamadık. Cinayetlerin sebebi ise sadece cinsiyetleri değil, özünde kapitalizmdi.
Kadın olarak yaşamanın zor olduğu bir ülkede bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. 8 Mart da, kapitalizmin önerdiği gibi bir cinsiyeti kutlayarak değil, sistemin yarattığı katmerli sömürüye karşı mücadeleyi büyüterek anlamına kavuşabilir. Neyse ki, bu farkındalıkla yaşamış, üretmiş ve kavga etmiş kadınlar tarihimizde az değil.
Tina Modotti bu kadınlardan biri; hem sanatıyla hem de politik mücadelesiyle iz bırakan bir fotoğrafçı. Fotoğraflarına çoğumuz aşinayız, ancak ismini yakın arkadaşı Frida Kahlo kadar sık duymuyoruz. Oysa Modotti’nin yaşamı, yaşadığı coğrafyalar kadar dönüşen bir politik bilinç hikâyesi barındırıyor. 1896’da İtalya’da doğan Modotti, 1913’te ailesiyle birlikte ABD’ye göç ediyor. Ardından 1922’de, henüz 26 yaşındayken Meksika’ya taşınıyor ve onun için asıl belirleyici olan politikleşme süreci de burada başlıyor.
Meksika’da 1920’ler, sanat ve siyasetin iç içe geçtiği bir dönem. Modotti, bu yıllarda fotoğraf sanatçısı Edward Weston ile açtıkları stüdyoda birlikte hareket eder. Bir yandan işlerini büyütürken, diğer yandan sanatlarını olgunlaştırmaya çalışırlar. Bu süreçte Diego Rivera, Frida Kahlo, Lupe Martin ve Jean Charlot’un da dâhil olduğu sanat ve politika çevrelerinin parçası hâline gelirler. Ancak bu ortak üretim süreci, her iki sanatçıyı farklı yönlere taşır. Weston Meksika’nın manzaralarına ve soyut fotoğrafa yönelirken, Modotti giderek daha fazla Meksika halkının portrelerine odaklanır.
Bu yönelim rastlantısal değildir. Modotti’nin bu dönemde........
