Kudüs’ten Mekke’ye yürüyen gemi
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın Cuma günü imzaladıkları üçlü savunma anlaşması salt Türkiye’nin değil neredeyse bütün dünyanın diplomatik gündeminde desek abartmış olmayız.
Medyada yapay zekâ kullanılarak hazırlandığı çok belli görsellerde en çok rastladığım görüntü kabaca şöyle: Bir Batı Asya haritası, Türkiye’de bir asker ve savunma sanayiini simgeleyen bir fabrika görseli, Suudi Arabistan’da petrol varili ve dolar işareti, Pakistan’da ise üzerinde meşum nükleer simgenin bulunduğu füzeler.
Gerçekten de eğer üçlü bir ittifaktan söz edeceksek tarafların katkılarının neler olabileceği son derece açık. Suudi parası, Türkiye’nin ordusu ve silah sanayii, Pakistan’ın nükleer gücü. Nereden bakarsanız bakın, kâğıt üzerinde ağırlığı olabilecek bir birliktelik.
Tek sorun aritmetikten farklı olarak jeopolitikte toplama işleminin her zaman tam sonuç vermemesi ve jeopolitikte aritmetikten çok cebirin geçerli olması. Denklemlerde hem bilinmeyenler var hem de çoğu zaman artı veya eksi çarpan değerler.
Anlaşmanın uluslararası basının öncelikli konusu olduğunu yazmıştım. Öncelikle bu anlaşma girişiminin açıklanmış bir metni olmadığını anımsatalım. Elimizde sadece bir basın açıklaması var. Bu tarz bir sis perdesi aslında anlaşmanın yarattığı etkiyi arttırıyor.
Basın açıklamasında, tam adıyla Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın (MOSA) “tarafların kollektif savunmalarını ve bölgede ve ötesinde barış, istikrar ve güvenliği güçlendirme” amaçlı olduğu belirtiliyor. Son paragrafta ise anlaşmaya göre, taraflardan birine yapılan saldırının diğer üyelere de yapılmış sayılacağı vurgulanıyor. Esasen bunca tartışma ve yankının çıkış noktası da bu son paragraf.
Bu paragrafın bir örneği NATO’yu kuran Kuzey Atlantik İttifakı Antlaşması’nın 5. maddesinde mevcut. O yüzden Cuma günü imzalandığı duyurulan belge İslam ya da Sünni NATO’su ya da tersinden NATO’nun Batı Asya’ya genişlemesi olarak da yorumlandı. Buna ileride değineceğim.
Şimdi biraz geriye gidelim. 17 Eylül 2025’te Suudi Arabistan ile Pakistan arasında benzer bir anlaşma imzalanmıştı. Tam adı, Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması (SKSA). Anlaşma o sırada bir pakt, Türkçesi’yle bağdaşma olarak nitelenmişti. SKSA da taraflardan birinin saldırıya uğraması durumunda diğerinin yardıma koşmasını öngörüyordu.
Esasen Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki askeri işbirliği çok daha eskilere dayanıyor. Pakistan yıllardır Suudi Arabistan’da asker, savaş uçağı vs. konuşlandırıyor ve Suudi ordusuna eğitim veriyor. Bunun karşılığına da müflis ekonomisini ayakta tutacak miktarda maddi destek alıyor. Geçen yıl yapılan anlaşmanın zamanlaması ise içeriği kadar aydınlatıcı nitelik taşıyor.
İsrail’in geçen yıl Katar’a yaptığı hava saldırısı Körfez’de alarm zilleri çaldırdı. Yıllardır ABD sayesinde ayakta duran bölge rejimleri, ödedikleri yüksek koruma haracına ve topraklarını ABD üslerine açmalarına rağmen Washington’un kendilerini savunmaya öncelik vermeyeceğini yaşayarak öğrendiler. Bu yüzden de bölgesel savunma mekanizmaları oluşturma eğilimi Riyad ve diğer başkentlerde güçlendi. SKSA bunun ilk örneğiydi. Şimdi buna MOSA da eklendi.
MOSA’nın adında Mekke’nin bulunması elbette tesadüf değil. İslam’a inanan halklar için en kutsal kentin, kıblenin bulunduğu yerin seçilmesi başarılı bir PR hamlesi. Buradan yine geçmişe gidelim.
2011 yılında adı İslam İşbirliği Teşkilatı olarak değiştirilen İslam Konferansı Örgütü........
