menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Babacan

7 0
yesterday

Birkaç yıl önce Abdullah Gül’dü; şimdi Ali Babacan. Türkiye’de halkın önüne bazılarınca “ideal cumhurbaşkanı adayı” olarak çıkarılan isimlerden bahsediyorum.

Abdullah Gül’ün ünlü ifadesiyle söylersek; “İnsan bazen hayret ediyor”. Neye mi? Ne bir kitle tabanı ne de “hukukun yeniden tesis edilmesi”nden öte siyasi söylemi olan bir siyasetçi için sergilenen bu cürete. Üstelik böyle bir siyasi sicile sahipken halka “makul isim” olarak sunulmasındaki rahatlığa...

Önce şu sicile bir göz atalım:

AKP’nin kurucu kadrosunda yer alan Babacan, Türkiye’nin bir kâbus halini alan AKP macerasının mimarlarından. 2001’de girdiği bu yoldan 2019’a kadar da çıkmadı. Yani 24 yıllık AKP iktidarının 17 yılında Babacan var. Bu 17 yılın yaklaşık 11 yılında Recep Tayyip Erdoğan’ın ekonomi yönetiminin sorumluluğunu emanet ettiği kişiydi. Yabancı sermaye ile ilişkileri iyi olduğu için olsa gerek Erdoğan tarafından birkaç yıl için Dışişleri Bakanlığı koltuğuna da oturtuldu. Yani toplamda yaklaşık 13 yıl Erdoğan hükümetlerinde görev üstlendi.

AKP’deki son yıllarında cumhurbaşkanlığı sistemine ve ekonomi politikalarına itirazları olduğu söylendi. Doğrudur. Ayrıldı, kendi partisini kurdu.

Ondan sonra ise AKP’den ayrılanların kerameti kendinden menkul şekilde “matah siyasetçi” sayılması kontenjanından en fazla yararlanan isimlerin başında geldi. Otomatik olarak yüklenen bu statünün yanı sıra, “hukukun üstünlüğü” vurgusu nedeniyle olsa gerek, bazı çevrelerce “sağduyunun sesi” ilan edildi.

Ama tarih öyle acımasız bir kayıt alıcı ki; biz oraya baktığımızda Babacan’ı, AKP’nin bugün devletin güvenlik ve hukuk kurumlarının tamamını çökme noktasına getiren politikalarının altında, üstelik hükümet üyesi olarak imzası bulunan kişi olarak görüyoruz.

Hafızamızı tazelemek için birkaç örnek verelim: 2007’de başlayan ve yaklaşık olarak 2013’e kadar süren, Fethullahçıların AKP ile birlikte yürüttükleri “Ergenekon operasyonu” sırasında Babacan hükümetteydi. Bu operasyon ve benzerleri, “devleti ele geçirmek için” dizayn edilmişti. Bu süreçte kritik hamlelerin önünü açmak için çok sayıda siyasi cinayet işleniyordu. Böylece Türkiye’de siyasi hayat cinayet mahalli-karakol-mahkeme eksenine sokulmuştu. Bilindiği gibi oradan henüz çıkamadık. Babacan, bu sürecin arkasında olduğunu muhalefete geçtiğinde yaptığı açıklamalarla bile teyit etmekten çekinmedi. Diğer bir deyişle, her sorunu “hukukun üstünlüğünü tesis ederek” çözmeyi vaat eden bu siyasetçi, bugün muhalifleri demir parmaklıklar arasında çürüten rejimin mimarlarından biriydi ve bu rejimin bugün de kullandığı yöntem ve tekniklerden geçmişte hiç rahatsız değildi.

Yine hatırlatalım: 2013’te Gezi Parkı eylemleri başladığında ve sekiz yurttaşımız bu eylemler sırasında polis şiddeti nedeniyle........

© soL