Alternatif bir 28 Şubat yazısı
28 Şubat olduğunda İslamcılar çok uzun süreden beri Türkiye’deki egemen bloğun bir unsuruydular. Türkiye’nin yönetici sınıfı, Milli Görüş İslamcılığının tek başına iktidar olmasından, ideolojik keskinliklerini kontrolsüzce sergilemesinden ve siyasal projelerini olduğu gibi hayata geçirmeye çalışmasından memnun değildi. Ancak siyasal İslamcılığı ne merkezde ne de yerelde egemen bloktan tamamen dışlamadığı gibi, pek çok noktada bu kesime ihtiyaç duyuyordu.
Neyi kastettiğimi açıklayabilmek için bu döneme bir yerellikten bakmayı öneriyorum.
Yer benim de çocukluk ve gençlik çağımın önemli bir bölümünün geçtiği Gebze. Bir sanayi havzası olan bu önemli ilçede 1990’ların ortasında yaşananlara bakarak Türkiye’nin yönünü, siyasal İslamcıların sıkıştırdığı çerçevenin dışına çıkarak görebiliriz.
Gebze’de Refah Partisi’nin yerel seçimleri kazandığı 1994 yılından itibaren artan siyasal tansiyonu basından takip edebiliyoruz. 1994 yılında göreve gelir gelmez Refah Partili belediye başkanının ilk icraatlarından biri 750’ye yakın belediye çalışanını işten çıkarmak oldu. Bu, bir ilçe belediyesi için çok büyük bir sayıydı. İşçiler, aileleriyle birlikte aylarca sokaklarda işleri ve ekmekleri için mücadele ettiler. İlçe, uzun süre bu eylemlerle çalkalandı. Ancak Refah Partili belediye geri adım atmadı. Hatta arkadaşlarına destek veren 200’ün üzerinde işçiyi de işten attı. Sonraki süreçte mahkemelerin verdiği işe iade kararlarını bile tüm resmi uyarılara rağmen uygulamadı.1
Gebze büyük çoğunluğu bu sanayi havzasına sonradan göç etmiş on binlerce işçinin yığıldığı, küçük bir merkezin etrafını saran büyük gecekondu mahallelerinden oluşan çok büyük bir ilçeydi; şu anki sosyal görünümü de, orta sınıfın daha belirgin hale gelmesi dışında, bundan çok farklı değil. Uzun yıllar bu gecekondu mahalleleri en temel hizmetlerin ulaşmadığı, yolları ve kanalizasyon altyapısı olmayan, büyük bir yoksulluk yaşanan yerler olarak kaldılar. İşçi sınıfı ne etnik ne de mezhepsel olarak homojendi. Yoksulluğu her etnik kökenden ve mezhepten insan birlikte yaşadı.
Gebze yıllar boyunca kültürel hayatın, özellikle gençlere yönelik sosyal ve kültürel altyapının neredeyse sıfır olduğu bir yer olarak kaldı. Az sayıdaki kültürel etkinlikten biri, belediye SHP yönetimindeyken düzenlenen kitap söyleşileriydi. Düzenli aralıklarla yapılan bu etkinliklere biz de liseli öğrenciler olarak katılıyor, söyleşilerde neyin konuşulduğunu pek iyi anlamasak da kitap satın alıyor ve sonra onları okumaya çalışıyorduk. Kitapçısı bulunmayan, kitap satın almak isteyenlerin bir kırtasiyeye sipariş verdiği şehir büyüklüğünde bir ilçede kitap söyleşilerinin öğrencilerin gözüne nasıl büyülü........
