Sömürücü madencilik, garantör devlet
İnsan, emek gücü ve doğa toplu kıyımlarının en yaygın ve vahşilerinin yaşandığı alan madencilik. Zonguldak, Armutçuk, Kozlu, Amasra, Yeniçeltek, Sorgun, Aşkale, Ermenek, Küre, Dursunbey, Mustafakemalpaşa, Şirvan, Karadon, Gediz, Elbistan, Soma, İliç, Akbelen, Kaz Dağları, Karadeniz yaylaları, İkizdere, Mersin, Sinop… Liste uzun, yazmakla bitmiyor.
Toplu kıyımlar işin fıtratında olduğu için değil madenciliğin, toprağın, suyun sömürücü düzenin elinde olduğu için yaşanıyor.
Madencilik denilince ilk akla gelenler devlet ve hukuk. Sonra özelleştirme, özel işletmecilik, kâr, rant… Devlet ve hukuk sonra akla gelenlere çalıştığı zaman daha gerçekçi biçimde sıralama yapılıyor: Doğa, toplumsal üretim araçları, emek gücü sömürücü sınıfın egemenliğinde oldukça devlet ve hukuk da aynı egemenliğin iktidar ve sömürü araçları olarak devreye giriyor. Güncel Doruk Madencilik işçileri eylemi ve eyleme karşı devlet tavrı tam da bunu gösterdi.
Kapitalizm, kendi düzeninin hukukunu ve kararlarını dahi dinlemiyor ama patronları, holdingleri, çokuluslu şirketleri dinliyor. Devleti de “garantör” yapıyor. Garantörlüğün anlamı: sömürücülerle sömürülenler arasında uzlaşmacı, güvenceci olmak; özü: sınıflı toplumda egemen........
