Halksız cumhuriyet olmaz!
23 Nisan 1920, dönemin Anadolu ve Trakya’ya dağılmış yerel düzeyde kongre, meclis, dernek türü örgütlenmeleriyle ve 19 Mayıs 1919’la başlayan, Amasya, Erzurum, Sivas, Ankara’yla devam eden “kurtuluş savaşını başlatmak, ulusal güçleri harekete geçirmek, ulusal istenci egemen kılmak” hedefinin, Büyük Millet Meclisiyle (BMM) merkezi örgütlü kurumlaşma tarihi.
Kurtuluş Savaşıyla koşut olarak devam eden sürecin hedefi 20 Ocak 1921’de kabul edilen Teşkilatı Esasiye Kanunu hazırlık döneminde açık olarak ortaya konuluyor. BMM Reisi Mustafa Kemal tarafından Meclise sunulan programdaki öz şöyle:
“TBMM Hükümeti, hayat ve bağımsızlığını kurtarmayı biricik amaç ve erek bildiği, halkı emperyalizm ve kapitalizmin tahakküm ve zulmünden kurtararak yönetim ve hakimiyetinin gerçek sahibi kılmakla amacına erişeceği kanısındadır.”
“TBMM Hükümeti, hayat ve bağımsızlığını kurtarmayı biricik amaç ve erek bildiği, halkı emperyalizm ve kapitalizmin tahakküm ve zulmünden kurtararak yönetim ve hakimiyetinin gerçek sahibi kılmakla amacına erişeceği kanısındadır.”
“Egemenlik bağılsız, koşulsuz ulusundur. Yönetim usulü halkın kendi yazgısını doğrudan doğruya ve eylemli olarak kendisinin yönetmesi ilkesine dayanır.”
“Egemenlik bağılsız, koşulsuz ulusundur. Yönetim usulü halkın kendi yazgısını doğrudan doğruya ve eylemli olarak kendisinin yönetmesi ilkesine dayanır.”
Hedef bağımsızlıktır ve tanım “ulusal egemenlik ve güçler birliğine temeline dayalı halk yönetimi” olan “Cumhuriyet”tir. Ulusal bağımsızlık ve egemenlik temeline dayalı Cumhuriyet yolundaki kararlılık Lozan Andlaşması ve 29 Ekim 1923 Anayasa değişikliğiyle noktalanır, “kurtuluş”tan “kuruluş”a geçilir.
Nutuk’taki anlatımla, bu savaşımdaki en büyük güç ulusal egemenliğin elde edilip, onun eylemli olarak halkın eline verilmesi ve halkın elinde tutabileceğinin yine eylemli olarak kanıtlanmasıdır. Cumhuriyet bu güçle kurulmuş, ancak kuruluştaki amaç, tanım ve güçle bugünlere gelememiş, seçime ve demokrasi yanılsamasına sıkışıp kalmıştır.
Halk, Cumhuriyetin niteliklerinden ve laik hukuk devletinden uzaklaşılırken gericiliğin ve sömürünün keskinleştiği bir çürüme içine itilmiştir. Seçme ve seçilme hakkı bir yandan egemen sermaye sınıfının ve siyasal iktidarının eline geçmiş diğer yandan hak sahiplerinden geri alınma yoluna girişilmiştir.
Temel sorulardan biri,........
