menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hocanızın nasıl pişmesini istersiniz?

47 0
22.08.2026

İngiltere’nin en prestijli yayın organlarından biri olan Times Higher Education’ın çalışkan muhabiri Jack Grove, 3 Şubat günü bilinmeyen bir numaradan gelen sesli mesajı dinleyince şok olmuştu. Genç muhabiri Metropolitan Emniyet Müdürlüğü arıyordu. Sadece üniversiteler, akademisyenler ve yükseköğretim gibi konulara odaklanan profesyonel bir süreli yayın olan Times Higher Education için polisle muhattap olmak pek sık rastlanan bir durum değildi.

Jack Grove telaşla polisleri geri aradı. Polis, Grove hakkında ırkçılık ve ısrarlı taciz suçlaması olduğunu söyledi. İhbarda bulunan kişi Cambridge Üniversitesi’nin tarihindeki en genç siyah profesör olarak göreve yeni başlayan Jason Arday’dı. Grove, uzun bir süredir Arday’e yönelik intihal iddialarını araştırmış, 63 sayfalık detaylı bir rapor hazırlamış, tüm bu süreçte de cevap hakkı için Arday ile iletişime geçmişti. Fakat son e-mailini dört ay önce atmış, cevap gelmeyince bir daha iletişime geçmemişti.  

Grove hazırladığı raporu hem Cambridge hem de Arday’ın doktora tezini tamamladığı Liverpool John Moores Üniversitesi’ne sunmuştu.

Geniş soluklu intihal haberleriyle meşhur dergi, bu dikkat çeken dosyayı 10 ay boyunca yayınlamadı. Zira Arday, ülkenin en prestijli hukuk bürolarından biriyle anlaşmış ve dergiyi haberi yayınlamaları durumunda milyon poundluk tazminat davalarıyla meşgul edeceğini belirtmişti. THE, Grove’nun hazırladığı dosyayı önce bekletti. Sonra da haberi öldürdü.

İngiliz polisi, dışarıdan bakıldığında anlaması zor bir akademik kavgaya ilk kez dahil olmamıştı.

Cambridge’e atandıktan kısa bir süre sonra Arday yine makalesiyle ilgili bir intihal iddiasını karakola taşımıştı. Akademisyen David Harris, Arday’ın üniversite eğitimi alan siyah ve azınlık öğrencilerin mental sağlığı hakkında yazdığı bir makalede kullandığı söyleşi alıntılarıyla benzer bir konudaki makaledeki alıntılar arasındaki benzerlikleri tespit etmiş ve Arday’a mail atmıştı. Çiçeği burnunda Cambridge profesörü Arday, Harris’e öfkelenmiş ve “ırkçılıkla mücadele etmek için harcayacağın zamanı beni rahatsız etmek için kullanıyorsun” diyerek taciz ihbarında bulunmuştu. Harris bir daha iletişime geçmedi, fakat yakın bir arkadaşı makalenin yayınlandığı dergiye haber verdi. Böylece dergi yönetimi Arday ile iletişime geçti, Arday beş sene sonra sessiz bir düzeltme ile makalesinde değişiklikler yaptı.

Arday’ın, bu öfkesinin altında yatan esas sebeplerden biri de muhtemelen David Harris’in siyahlara yönelik ayrımcılık çalışmalarını eleştiren bir akademisyen olması yatıyordu. Bu tür çalışmaları nedeniyle eleştirilen ve akademik unvanları bir dönem askıya alınan Harris, Cambridge’e bir siyah akademisyen olarak atanmasının ardından teker teker Arday’ın çalışmalarına bakmaya başlamıştı.

Jason Arday, Cambridge’e atanan siyah değil de beyaz bir akademisyen olsaydı David Harris’in radarına girmeyecek, beş sene önce yazdığı makalelere detaylı bir şekilde bakılmayacaktı.

Bu, Jason Arday’ın çalışmalarındaki usulsüzlükleri veya akademik etik ihlallerinin üstünü örtecek bir bahane değil; hele polisin sopasının çağrılmasını gerektirecek bir olağandışı hâl hiç değil.

Nitekim Jason Arday de makalesindeki sıkıntılı alıntıları düzelterek aslında örtülü de olsa akademik anlamda pürüzsüz eserler kaleme almadığını kabul etti.

Herhangi bir bayrak sallamadan yaşananları uzaktan izleyen herkesin tadını kaçıran bu ikilem, Jason Arday’ın hikayesinin her bir safhasını şekillendirdi.

Ve hatta bu hikâyeyi çok trajik bir şekilde sonlandırdı.

Jason Arday, büyük bir kültür savaşının son kurbanı oldu ve baskılara dayanamayarak Cambridge’den istifa ettikten kısa bir süre sonra evinde ölü bulundu.

Henüz resmi bir açıklama olmasa da, büyük ihtimalle intihar etti.

Aslında “idam edildi”.

En tutkulu celladı ise, kendisinden intihal iddiaları nedeniyle değil, fakat ten renginden dolayı nefret eden bir ırkçıydı.

Daha öncesinde beyaz üstünlükçü fikirleri nedeniyle tartışma yaratan akademisyen Nathan Cofnas, arka odalarda yürüyen tartışmaları gün yüzüne çıkarmış ve kendi kişisel blogunda Arday’ın doktora tezindeki intihal iddialarını dile getirmişti.

Cofnas teker teker Arday’ın doktorası ile benzer bir konuda yazan Paula Zwozdiak-Myers’in tezi arasındaki benzerlikleri listelemiş ve 188 cümlede atıf yapılmadan intihal olduğunu ileri sürmüştü. Arday, Myers’in tezine çalışmasının başka yerlerinde geniş atıflar yapmıştı. Fakat gerçekten de doktora tezinin literatür özeti kısmında Myers’e atıf yapmadan oldukça benzer cümleler kullanmıştı. Tezini yaptığı üniversite yönetimi bu usulsüzlüğün yaptırım kararı gerektiren bir akademik dürüstlük ihlali olmadığına karar vermiş, Arday da otistik olduğu ve tez yazımında komitesinden yeterince destek alamadığı için bu hatanın olduğunu belirtmişti.

Fakat bu iddiaları kamuoyunda gündeme getiren ilk kişinin Nathan Cofnas olması en az intihal iddiaları kadar dikkat çekiciydi.

Nathan Cofnas, liyakatın gerçekten uygulandığı bir ülkede siyahların spor ve eğlence sektörü dışında hiçbir yerde temsil edilemeyeceğini söylediği için tepki çeken bir akademisyen. Özellikle Peter Thiel gibi sağın yeni ve popüler isimleriyle bağlantıları var. Siyah akademisyenlerin neredeyse tamamının sadece siyah olduğu için bir yerlere geldiğine inanıyor, bu tür ırkçı anlatıları besleyen içerikler üretiyor.

Arday sürecinde çıktığı yayınlar ve söyleşilerde de esas meselenin akademik dürüstlükten çok siyahlara yönelik ırkçı bir kültür savaşı olduğunu ima eden söylemleri mevcut.

En son konuk olduğu bir podcast’te “devrim olduktan sonra, Harvard’da ırk çalışmaları bölümünün başına geçeceğim” dedi. Bu tür söylemlerinden dolayı Ghent Üniversitesi’nce yaptırıma uğradı, hemen ardından ise bu kültür savaşını doğrularcasına Trump yönetimi Cofnas’ın yaptırıma uğramasını sert bir şekilde kınadı. 

Oldukça rahatsız edici ve tuhaf biri. İma ettiği devriminin aşırı sağcıların sosyal medyada alt metinlerle uzun bir süredir arzuladıkları “beyaz devrim” olduğu kesin. Peter Thiel gibi isimlerin de bu tarz beyaz üstünlükçü fikirlere bir süredir meyil ettiğini unutmamak gerek.

Jason Arday, Cofnas için bu “devrim” yolunda harcanan siyah bir hedefti. Cofnas amacına ulaştı. Genç siyah akademisyenin intiharı büyük bir kültür savaşını yeniden alevlendirdi.

İlk taşı atan masum değildi belki, ama attığı taş yerini buldu.

Cofnas’ın blog yazısının ardından sadece 22 günde, Jason Arday hakkında 250 makale yazıldı.

Guardian gibi sol eğilimli gazeteler dahil olmak üzere İngiliz medyası Arday’ı mercek altına aldı.

Bütün hayatı, konuşmaları, makaleleri, yazıları didik didik edildi.

Küçük bir söyleşide sarf ettiği sözler, koştuğunu söylediği maratonlar, hayır kurumları için topladığını iddia ettiği bağış miktarları hepsi masaya yatırıldı.

Bir iki ay öncesine kadar çok az kişinin tanıdığı bir akademisyen kısa bir sürede İngiltere’nin en çok “aranan” adamına........

© Serbestiyet