menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye Ay’a seyahati neden canlı yayında izleyememişti?

91 0
08.04.2026

Artemis-2 misyonu, 57 yıl önce Apollo 11’in rekorunu kırdı ve dünyadan en uzak noktaya gitti.

Attıkları her adım canlı olarak izlenebiliyor.

57 yıl önce 20 Temmuz 1969 günü Neil Armstrong’un Ay’a ilk adımı attığı anları dünyada milyonlarca insan televizyonlarının başında canlı olarak izlemişti.

Pek çoğu da renkli olarak.

Ama o şanslı dünyalılar arasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yoktu.

Çünkü o sırada Türkiye’de sadece Ankara Televizyonu vardı.

O da 31 Ocak 1968 günü test yayınlarına başlamış televizyon Ankara’nın yüzde 1’i tarafından izlenebilen bir protokol kanalından fazla bir şey değildi.

Halbuki 1940’ların ortalarından itibaren ABD ve Avrupa’da televizyonlar radyonun yerini çoktan almıştı. 50’lerde ABD’de kablolu televizyonlar bile yayındaydı. 1960’a gelindiğinde Avrupa’dan Afrika’ya dünyanın 63 ülkesinde televizyon yayını vardı.

Bu ülkeler arasında Türkiye’nin komşuları Yunanistan, Bulgaristan, Sovyetlere bağlı Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan. İran, Irak ve Suriye de vardı. Pakistan da bile televizyon yayınları Türkiye’den önce başlamıştı.

70’lerden itibaren bütün bu ülkelerde televizyon yayınları renklenmişti. Türkiye renkli televizyona da bütün Avrupa ülkeleri ve komşu ülkelerinden yıllar sonra ancak 1984 yılında geçebildi.

Peki, en son model cep telefonu bağımlısı bir Türkiye neden televizyonda bu kadar geç kalmıştı?

Çünkü Ankara televizyonu tehlikeli ve gereksiz bir masraf olarak görmüştü.

Bu görüş Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1963 yılında hazırlandığı Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’na da yansımıştı. 

Plan için hazırlanan Radyo Televizyon Özel İhtisas Komisyonu raporunda 1968’e kadar televizyona yatırım yapılması uygun bulunmamıştı.

DPT’nin gerekçeleri özetle şöyleydi; “Televizyon masraflı bir yatırım. O yüzden sadece varlıklı insanlar bundan istifade edebilir. Bu da televizyonun ondan beklenen kültür ve eğitim gibi fonksiyonları yerine getirmesine manidir. Çünkü böyle bir eğitimden faydalanması gereken insanlar dar gelir grubundadır. Boş yere televizyon ve verici ithal ederek döviz kaybına sebep verilmemelidir.”

Bu kararın arkasındaki isimlerden biri de Birinci Beş Yıllık Kalkınma Raporu hazırlanırken DPT’nin Uzun Vadeli Planlar Dairesi Müdürü olan Yalçın Küçük’tü.

Yıllar sonra bunu “Ben Birinci Plan döneminde Türkiye’ye televizyonun gelmemesini yazdım. Çok büyük tartışmalar oldu. Elimden gelse idi hiç sokmazdım, bugün bile sokmam. Ve çok memnunum. Türkiye’ye televizyonun girişini beş yıl geciktirdim” diye gururla anlatmıştı.

Yıllar sonra eski Yalçın Küçük’ü bilmeyen yeni nesiller yeni versiyon Yalçın Küçük’ü özel televizyonlar sayesinde tanıdılar.

Halbuki Yalçın Küçük üniversite yıllarından beri meşhur biri oldu.

İlk kez gazetelere resmi 21 yaşında 1959’da Mülkiye öğrenciyken, Türkiye Milli Talebe Federasyonu’nunu ele geçirmeye çalışan DP’li öğrencilere direnen, üzerinden sustalı bir çakı çıktığı için gözaltına alınan bir öğrenci lideri olarak basıldı.

Boğazında kırmızı atkısı vardı.

1961’de yeni kurulan Devlet Planlama Teşkilatı’na sınavı kazanarak giren ilk dört uzman yardımcısından biriydi.

Uzun yıllar devletin beyni olan bu kurumda birinci ve ikinci kalkınma planlarının hazırlanmasında etkili olmuştu. 

Ama İkinci Kalkınma Planı’nı hazırlayan kadroyu fazla liberal bularak DPT’den ayrıldı.

Ama Türkiye’nin........

© Serbestiyet