Oyuncunun odası mı, yönetmenin alanı mı?
Yönetmen misin, psikolog musun, papaz mısın?”
Nejat İşler’in Mirgün Cabas’ın programındaki bu cümlesi ilk anda sert bir tepki gibi duyulsa da, aslında sinema alanında uzun zamandır askıda duran bir etik tartışmanın üstünü açıyor. İşler’in hedefi kişisel bir hesaplaşma değil; doğrudan Nuri Bilge Ceylan’ın yıllar önce Bennu Yıldırımlar ile yaptığı prova anlarını, yıllar sonra “eğitim videosu” görünümünde paylaşması. Bir oyuncunun rolü ararken yaşadığı tereddüt, bocalama, duyguyu bulup kaybetme hâli; yani yaratıcı sürecin en mahrem anı… Bunların bir gün kurguya alınmış bir yöntem dersine dönüşmesi sinema pratiğini bilen herkes için magazinden çok daha ciddi bir mesele.
Prova sonuç değil, süreçtir. Oyuncu orada kusursuz performans vermek için değil; yanılarak, deneyerek, boşluğa düşerek rolün özünü yakalamak için bulunur. Yönetmen ise tam o sırada oyuncunun güveneceği tek kişidir. Bu nedenle prova odası her zaman “kapalı alan” kabul edilir. İçinde ne yaşanıyorsa o alanın güveniyle yaşanır. Bu güven olmadan ne oyuncu rolünü arayabilir, ne yönetmen o arayışa eşlik edebilir.
Bu yüzden konu yalnızca “çekim yapılmış olması” değil, o kayıtların yıllar sonra nasıl ve hangi niyetle kullanıldığıdır. Evet, yönetmenin kamera arkası görüntülerini kaydetme hakkı elbette var; yaratıcı sürecini belgelemek istemesi anlaşılır. Fakat mesele kayıt değil, paylaşım. O odada bulunan hiç kimse, o görüntülerin bir gün kurguya alınmış bir ders videosu gibi internete açılacağını bilmiyordu. Bennu Yıldırımlar da yaptığı açıklamada bu kayıtların “yayınlanmak üzere” çekildiğinden haberi olmadığını ifade etti. Burada hatırlamamız gereken tek kelime var: rıza. Bir oyuncunun en savunmasız hâlini, kendi izni olmadan yıllar sonra dünyaya açmak etik bir tercih değil. İşler’in itirazı da tam olarak bu sınır ihlalini hedef alıyor.
Bu tartışma kişisel kırgınlıktan daha büyük bir şeye, yaratıcı süreçte güvenin nasıl korunacağına dair bir soruya işaret ediyor: Kapalı oda ne zaman gerçekten kapalı? Ve kapı kim söylemeden aralanabiliyor?
Setin Kapalı Kapıları
Set dışarıdan bakıldığında “büyülü” görünmeyi seviyor. Işıklar, ekip, kamera, monitörün başındaki yönetmen, bekleyen oyuncular… Ama içeriden bakıldığında manzara çok daha basit ve çok daha çıplak: yorgun insanlar, tekrar edilen sahneler, bozulmuş duygular, yeniden kurulmaya çalışan anlar. Özellikle prova süreci, oyuncunun en savunmasız hâlini ortaya çıkarıyor. Bir anda repliği unutuyor, duyguyu yakalayamıyor, yanlış tonlamayla giriyor, bazen rolü tamamen elinden kaçırıyor.
Bu hâli oyuncu çoğu zaman kendi bile görmek istemiyor. Yönetmenle arasında kurduğu güven tam da bu noktada devreye giriyor.
“Burada hata yapabilirim. Burada kötü oynayabilirim. Burada kimse beni yargılamaz, sadece birlikte daha iyisini ararız.”
Prova anının kıymeti buradan geliyor.
Bu yüzden setin o odası kapalı.
Bu yüzden set çalışanları bile çoğu zaman o anların tamamına tanık olmuyor.
Kamera arkasının paylaşılmamasının romantik bir gizemle ilgisi yok. Bu, oyuncunun kırılganlığını korumakla ilgili. Çünkü prova görüntüsü paylaşıldığı anda, o sürecin öznesi olmaktan çıkıp nesnesi hâline geliyor. Oyuncunun o anı, yönetmenin kendini anlattığı bir sunuma malzeme oluyor. Sinemanın içinde büyüyen herkes bunu içgüdüsel olarak biliyor; bu yüzden dünya sinemasında gerçekten ağır set hikâyeleri, görüntü yerine genellikle sözle anlatılıyor.
Hollywood’un En Karanlık Setleri Bile Sessiz Kaldı
Bunun en net görüldüğü yer, Hollywood’un o efsanevi, kaotik, zaman zaman sınır zorlayan setleri. Yıllardır anlatılan........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Gideon Levy
Waka Ikeda
Mark Travers Ph.d
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin
Chester H. Sunde