menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hyperpolitics Çağında Yeni Bir Parti Mümkün mü?

7 0
previous day

Kitabın başlığını Türkçeye “Siyasi Sonuçları Olmayan Aşırı Politikleşme” diye çevirebiliriz. Jäger’in tezi kabaca siyasetin gündelik hayatımızın neredeyse her alanına yayıldığı ve insanların hiç olmadığı kadar politikleştiği bir çağda bu “aşırı” siyasi enerjinin giderek daha az kalıcı siyasi sonuç üretmesi üzerine kurulu.

Jäger bu paradoksu “hyperpolitics” (aşırı politikleşme) kavramıyla açıklıyor. Yirminci yüzyılın büyük bölümünde siyaset yalnızca seçimlerden ve liderlerden ibaret değildi. İnsanlar partilere, sendikalara, derneklere, kooperatiflere ve başka kolektif yapılara üyeydi. Bu örgütlere üye olmak yalnızca oy vermek anlamına gelmiyordu; zaman ayırmayı, sorumluluk almayı ve başkalarıyla birlikte hareket etmeyi de gerektiriyordu.

Bugünün dünyasında ise siyasetin yoğunluğu azalmış değil. Tam tersine. Occupy’dan Black Lives Matter’a, iklim hareketlerinden Gazze protestolarına kadar milyonlarca insanın kısa sürede mobilize olduğu sayısız siyasi hareket görüyoruz. Sosyal medya sayesinde bir mesele birkaç saat içinde milyonların gündemine girebiliyor. Buna karşılık, örgütler eski gücünde değil.

Jäger’in ifadesiyle çağdaş siyasi katılım giderek “düşük maliyetli, kolay katılınabilen ve kısa süreli” (low-cost, low-entry, low-duration) bir karakter taşıyor. Milyonlar mobilize olabiliyor ama bu mobilizasyonun geride bıraktığı kalıcı örgütsel kapasite çok daha sınırlı kalıyor. Aşırı politikleşmenin ikilemi de burada yatıyor: Siyaset hayatın her alanında çoğalırken siyasetin değiştirme kapasitesi zayıflıyor.

Türkiye’nin uzun siyasi ânı

Türkiye, Jäger’in anlattığı tarihsel şemaya tam olarak oturmuyor. Batı Avrupa’da kitle siyasetinin kurumları zayıflarken, Soğuk Savaş sonrasında Jäger’in “post-politika” dediği, siyasetin geri çekildiği bir dönem yaşandı. 2008 sonrasında ise siyaset güçlü biçimde geri döndü; ama onu taşıyan eski örgütler geri dönmedi. Bu hikâyeyi, siyasetin her daim gündem olduğu ve yüksek seçim katılımlarının görüldüğü Türkiye’ye olduğu gibi taşıyamayız. Türkiye’de partiler, dernekler, meslek örgütleri, sendikalar ve başka kolektif yapılar ortadan kalkmış değil. Siyasi iktidarın toplumsal ve kurumsal örgütlenme kapasitesi düşünüldüğünde, “örgütsüzleşme” Türkiye’yi tek başına açıklamak için yetersiz kalır.

Ama özellikle 2013’ten bu yana Türkiye Jäger’in tarif ettiği başka bir şeye yabancı değil: aşırı bir politikleşme. Gezi’den bu yana neredeyse kesintisiz bir siyasi ânın içinde yaşıyoruz. 2015 seçimleri, çözüm sürecinin sona ermesi, 15 Temmuz, 2017 referandumu, 2019 yerel seçimleri, HDP belediyelerine atanan kayyumlar, 2023 ve 2024 seçimleri, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, ardından gelen protestolar, yeni çözüm süreci ve son olarak CHP’ye yargı müdahalesi.

Ben de 2016’dan bu yana Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu[2]’nda gençlerle demokrasi ve siyaset alanında çalışan biri olarak, maalesef bu krizlerin ve onları takip eden çözümsüzlük hissinin sahadaki........

© Serbestiyet