Yeni bir ahlak ya da putların alacakaranlığı
Nietzsche’nin en önemli eserlerinden biridir, Putların Alacakaranlığı (Can Yayınları). En iyi tercümelerinden biri ise Regaip Minareci’ye aittir. Bu, bir anlamda kendinden vazgeçen insanın yitirdiği benliğinin yerine koyduğu putlarla mücadelenin ve dolayısıyla gerçeğe giden yolun üzerindeki hakikatçi yanılsamaları ortadan kaldırmanın kitabıdır. Yozlaşmanın en kötüsü ahlaka dayanandır ve Nietzsche, tam da bu yüzden, ahlaki olmayan ahlakı ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.
Bu küçük kitap, son derece önemlidir çünkü insanın sonlu olmaktan kaynaklanan trajedisi karşısında ürpertiyle söylenmiş, psikolojik karanlıklarına dair sözler içerir. Düşünceyle eylem, inançla yaşam arasındaki kopuk ilişkinin etkilerini çok iyi gösterir. Elbette, Hristiyanlık üzerinden! Fakat, çıkarımları epeyce evrenseldir. Özellikle de yaşama istencinin yadsınması olarak ahlaka karşı çıktığı kısımlar ne kadar da hepimizin hikayesidir. Ahlak, ona göre kesinlikle yaşamın reddi ya da yaşam karşıtlığı demek değildir.
Tam aksine, yüreğinin bütün gücüyle yaşadıkça bu hayat gerçek anlamını ve ahlakını bulabilir ancak. İnsan, bütün gücüyle harekete geçtiğinde, bilgi eyleme dönüştüğünde, karşı koyma bir uzak durma, pasif kalma ya da bulaşmama değil kaybetmeyi göze alarak doğru olanın vücut bulmasını sağlamak için çırpınmak olduğunda ahlak haline gelebilir. Gerçek anlamda ahlak meli-malı dilinin son bulduğu yerde başlar. Ahlak, olması gerekenin değil olanın içinde gizlidir ama bunu görebilmek için benliğin zayıflatılması değil tam aksine korkusuzca kendine güvenmesi gereklidir.
Yaşama istenci, içgüdüsel olanın güçlü etkisiyle şekillenir. Dünya, bütün acı ve kederine rağmen sonsuz güzellikleriyle bizi her an kendisine koşmaya çağırmaktadır. Renkten renge giren mevsimler gibi her an yeni bir yüzüyle cezbediciliğini hep arttırmaktadır. Ahlak ise genellikle bundan uzak durmak, tek kelimeyle söyleyecek olursak dünyanın binbir türlü güzelliğine bağlanmamakta aranmaktadır. Oysa, burada derin bir sorun yatmaktadır çünkü tam da bu durum bizi eylemsiz bir dine, salt düşünsel ve fikri bir hayali inanca inanarak kurtuluşa erebileceğimiz yanılgısına düşürmektedir.
Etrafımızda pek çok insan görürüz, dindar ve inançlı olduklarını belli etmek isterler. Başkasına benzememekten süzülüp gelen bir gururla, kurtuluş yolunda olmanın içsel huzuruyla konuştuklarını hissettirirler. Aslına bakılırsa, bu hali sürekli kılmak için dindarlığı seçmişlerdir. Hayatı ve yanlarından gelip geçen insanları izlemeyi severler. İçine girip yaşamaktan, hatalar yapıp tekrar doğrulup kalkmaktansa ürkerek uzak durmaktır, tercihleri. Hiç bulaşmamayı, hiç kirlenmemeyi ve........
