menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sosyalist her şeye karışır

4 0
29.07.2026

Sosyalist her şeye karışır.

Bu cümle, her konuda hüküm verme isteğini ya da dünyadaki bütün doğruların sosyalistlerin elinde bulunduğu iddiasını anlatmaz. Sosyalistin toplumdaki hiçbir sorunu kendisine yabancı görmemesini anlatır.

Çünkü sosyalizm yalnızca insanın kendi yaşadığı haksızlığa karşı çıkması değildir. Toplumun bütününü anlama ve değiştirme iddiasıdır. Bu iddia, dünyayı birbirinden kopuk sorunların yan yana durduğu bir alan olarak göremez.

Sosyalist, sınıfı diğer kimliklerin yanına eklenmiş ayrı bir kimlik olarak görmez. Kadınların ezilmesini, ulusal baskıyı, ırkçılığı, göçmenlerin sorunlarını ya da insanların cinsel yönelimleri nedeniyle uğradığı ayrımcılığı birbirinden yalıtılmış alanlara bırakmaz. Bütün bu sorunları işçi sınıfının ortak kurtuluş programının parçası hâline getirmeye çalışır.

Bir sosyalist, doğrudan yaşamadığı bir sorun karşısında daha dikkatli konuşabilir. Önce dinleyebilir, araştırabilir, bilmediğini kabul edebilir. Fakat deneyimsizliğini kayıtsızlığın, bilgisizliğini sessizliğin gerekçesine dönüştüremez.

Toplumsal bütünü görmek

Marksizm'in ayırt edici yönlerinden biri, toplumu tek tek olayların toplamı olarak değil, birbirine bağlı ilişkilerden oluşan tarihsel bir bütünlük olarak kavramasıdır.

Kapitalizm yalnızca fabrikada, işyerinde ya da ücret ilişkisinde karşımıza çıkan ekonomik bir sistem değildir. Üretimden aileye, devletten eğitime, gündelik ilişkilerden egemen düşüncelere kadar toplumsal hayatı kendi devamlılığının ihtiyaçlarına göre biçimlendiren bir düzendir.

Kapitalizm bütün eşitsizlikleri sıfırdan yaratmaz. Kendinden önce var olan eşitsizlikleri devralır, dönüştürür ve kendi yeniden üretim sürecine bağlar. Kadınların karşılıksız bakım emeğinden, göçmenlerin güvencesizliğinden, ulusal ayrımlardan ve toplum içindeki farklı hiyerarşilerden yararlanır.

Bu nedenle sınıfsal bakış, her sorunu doğrudan ücret ilişkisine indirgemek değildir. Her eşitsizliğin arkasına kapitalizm kelimesini yerleştirip tartışmayı bitirmek de değildir. Marksist bütünlük anlayışı, her çelişkinin kendine özgü tarihini ciddiye alırken onun toplumsal düzen içindeki yerini açığa çıkarmaktır.

Bu bağ kaybedildiğinde insanlar kendi acısının ve kendi deneyiminin içine kapanır. Aynı düzen tarafından farklı biçimlerde ezilmeye devam eder, fakat bu farklılıkları ortak bir güce dönüştüremez. Kapitalizmin gücü yalnızca sömürmesinden değil, sömürdüğü insanları birbirinden ayırabilmesinden de gelir.

Haklı bir itirazın sınırı

Ezilenlerin “Bizim yerimize konuşmayın” itirazı tarihsel olarak haklıdır. Çünkü onların sözleri uzun yıllar boyunca devlet, parti, sendika, akademi ve kendilerini temsil ettiğini ileri süren profesyoneller tarafından bastırıldı. İnsanlar adına karar alındı, deneyimleri dışarıdan tarif edildi, fakat kendilerine gerçek bir karar gücü tanınmadı.

Bu nedenle insanların kendi sözlerini kurma ve kendi örgütlenmelerini yaratma mücadelesi küçümsenemez. Ezilenlerin kendi mücadele araçlarını oluşturması kimlikçi siyaset değildir. Bazen öz örgütlenme, genel örgütler içinde bastırılan bir sesin duyulabilmesi için zorunlu hâle gelebilir.

Kimliğe dayalı öz örgütlenmenin güçlü savunucuları, temsilin son hedef değil, dışlanan insanların yapısal dönüşüme katılabilmesinin koşulu olduğunu söyler. Bu itirazın haklı bir yanı vardır. İnsanların kendi sözleriyle karar süreçlerine katılmadığı bir ortak mücadele, eski hiyerarşileri yeniden üretebilir.

Sorun öz örgütlenmenin varlığı değildir. Sorun, bunun ortak mücadeleyi güçlendiren bir araç olmaktan çıkıp kalıcı ve kapalı bir siyasal sınıra dönüşmesidir. Yaşanmış deneyim siyasal hakikatin tek ölçüsü sayıldığında, kimliğin dışındaki herkesin konuşma ve sorumluluk alma hakkı reddedildiğinde toplum birbirinin alanına giremeyen topluluklara bölünür.

Kimlikçi siyaset tam olarak burada başlar.

Kimlikçi siyaset, özgül bir baskının varlığını kabul etmek........

© sendika.org