Mafyayı bulduk: Diziler, yapımcılar, reklam verenler…
Mafya dizileri yayından kaldırılsın!
Şiddet sahneleri dizilerden temizlensin!
Ateşli silahların dizilerdeki ağırlığı azaltılsın!
…yapımcıları belirlensin, cezalandırılsın!
Hatta o dizilere reklam verenler de desteğini çeksin!
Bu söylemlerin sonu, sanırım şuna varacak;
Bu dizileri izleyenler tek tek tespit edilsin!
Hatta ve hatta, bu dizilere reyting kazandıran seyircilere ceza kesilsin!
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki şiddet olaylarının ardından yaşadığımız travmayla başlayan tartışmanın sosyal medyaya yansıyan beklentileri bunlar. “Suçlu” belirlendi! Diziler! Hatta o dizileri finanse eden yapımcılar ve o yapımcıları ayakta tutan reklam verenler!
Listemiz bu kadar mı?
Tüm suçluları bulduk mu?
Şimdi gelelim, sahneye çağırdığımız ve “suçlu” ilan ettiklerimizin kalabalığından uzakta, çok da bahsetmediğimiz, belki de görmezden geldiğimiz ya da normalleştirdiğimiz için içselleştirdiğimiz bir diğer listemize…
Sene 2024, Ekim ayı. Haber şu: “Alaattin Çakıcı, Devlet Bahçeli’yi MHP Genel Merkezi’nde ziyaret etti!”
Alaattin Çakıcı, ülkeyi yöneten hükümeti oluşturan bir siyasi partiyi niye ziyaret eder? Çakıcı, bu ziyareti hangi sıfatla yapar? MHP lideri, Genel Merkez’de ağırladığı Alaattin Çakıcı ile beraber kamuoyuna ne mesaj verir? Ülkücü/milliyetçi cephenin içinde Çakıcı’nın yeri, bu verilen ortak fotoğrafla beraber ne olur? Ona biçilen rol için ne fısıldanır?
Peki ya bu ülkenin bilinen, marka gazetecilerinin Sedat Peker için dizdiği methiyeler! Sedat Peker’den ayda 10 bin dolar ödeme alan siyasetçi iddialarını da unutmadık… Bu iddiayı ortaya atanların o günden bugüne büründüğü sessizliği de…
Bitmedi… Siyasetin +18 haline ne diyeceğiz? Birbiriyle kavga etmeden konuşamayan Ankara için ne yapacağız?
Geçen gün Ankara’da, 6 Şubat 2023 deprem felaketinin mağdurlarının bir basın açıklamasına denk geldim. Depremden bu yana kayıpları için başlattıkları “adalet” mücadelesinde verdikleri savaşın yorgunluğundaydı hepsi, ama öfke de vardı. Ruh hallerini çok iyi anlıyorum, o günün Hatay/Antakya’sından sağ çıkmış biri olarak!
Geciken adaletin, acılı anne babaları getirdiği hal buysa, çocukları ne halde sanıyorsunuz! O çocukların nasıl bir karanlıkta ayakta kalmaya çalıştığını düşünüyorsunuz?
Haklısınız. Mafya değil, sadece yaşadığımız şiddet, ama her türlüsü var hayatlarımızda!
Bu ülkede geciken adalet de şiddet, geçim derdindekilerin duyulmayan seslerinin yalnızlığı da şiddet. Her 8 Mart’ta kendi hakları için bile yürümelerine izin verilmeyen kadınların tutukluluk halleri de şiddet, gerçeklerin peşinde haber yapan gazetecilerin artık rutin bir uygulama halini alan gözaltı halleri de şiddet. 6 Şubat depremi mağdurlarına “eşya sözü” verip de tutmayanların sessizliği de şiddet, Hatay’da deprem sonrası Cumhuriyet Başsavcısı eliyle verilen depremde sorumluluğu olan kamu görevlilerin soruşturulması talebini işlemeye koymayanların yarattığı bekleyiş de şiddet. 6 Şubat depremlerinin ardından inşaat alanları için kamulaştırılan topraklarını vermek istemeyenlere reva görülen de şiddet, başka başka şehirlerde benzer kavgaları kendi toprakları ve ağaçları için verenlerin bastırılmaya çalışılan haykırışlarının cezalarla karşılık bulması da şiddet. Diplomaları cebinde, ama mülakat odalarından çıkamayan, umudu sıfır gençlerin ülkeyi terk etmek zorunda kalması da şiddet, kalanların ‘diplomalı işsizler’ arasına katılması da şiddet. Yüksek enflasyonla eriyen alın terinin yalnızlığı da şiddet, emeklinin ve asgari ücretlinin açlık ve yoksulluk sınırı altındaki çaresizliği de şiddet. “yasak ilişki” başlığında, hakkında soruşturma açılan CHP’li Uşak Belediye Başkanı’nı, bir polis operasyonu sırasında, otelde, belinde havluyla ülke kamuoyuna servis etmek de şiddet, yine benzer bir soruşturmaya konu olan AKP’li Aydın Köşk Belediye Başkanının haberlerine anında erişim yasağı getirmek ve uygulamada yaratılan adaletsizlik de şiddet.
Diyen, bir düşünsün bence…
