menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SSÇ yasası: Devlet kime vuruyor, kimi koruyor?

11 0
15.07.2026

Hiçbir yasa tarafsız değildir. Her yasa, devletin kimi koruyacağına, kimi cezalandıracağına ve hangi toplumsal sorunu nasıl tanımladığına ilişkin siyasi bir tercihtir.

Hukuk çoğu zaman siyasetten bağımsız, teknik ve tarafsız bir alan olarak algılanır. Yasaların yalnızca hukuki ihtiyaçlara göre hazırlandığı, toplumsal sorunlara nesnel çözümler üretmeyi amaçladığı düşünülür. Bu bakış açısına göre hukuk, siyasal tartışmaların üzerinde duran, ideolojilerden ve iktidar ilişkilerinden etkilenmeyen kurallar bütünüdür. Hukuk sistemi ise kendi iç mantığıyla işleyen, toplumsal çatışmalardan ve iktidar mücadelelerinden etkilenmeyen kapalı bir sistemmiş gibi sunulur. Oysa gerçekte hiçbir yasa tarafsız değildir. Her yasa, devletin kimi koruyacağına, kimi cezalandıracağına ve hangi toplumsal sorunu nasıl tanımladığına ilişkin siyasi bir tercihtir. Bu nedenle kanun değişikliklerini yalnızca teknik düzenlemeler olarak okumak, onların arkasındaki siyasal tercihlerin görünmez kılınmasına yol açar.

Suça sürüklenen çocuklara ilişkin yapılan düzenleme teklifi de siyasi saik gütmektedir. Çocuk suçluluğu yalnızca bireysel bir irade sorunu olarak ele alındığında çocuğu bu noktaya getiren toplumsal ve kamusal sorumluluklar görünmez hale gelir. Oysa ortada suç işleyen bir çocuk varsa onu en erken fark etmesi gereken okul, desteklemesi gereken sosyal hizmet mekanizmaları, koruması gereken çocuk koruma sistemi ve her şeyden önce çocukların insanca yaşayabileceği ekonomik ve sosyal koşulları sağlamakla yükümlü olan devlet de suça sürüklemiştir. Bu mekanizmaların yetersizliği sorgulanmadığında ortaya çıkan sonucun bütün yükü çocuğun omuzlarına bırakılır. Böylece kamusal sorumluluk bireysel suçluluk anlatısının arkasında kaybolurken devlet ve kamu otoriteleri de kendi yükümlülüklerini sorumluluğun ve hesap verilebilirliğin dışına çıkarmış olur.

Çocuk ceza adaletinde uzun yıllardır benimsenen koruma ve topluma yeniden kazandırma perspektifi yerini giderek cezalandırma ve güvenlik eksenine bırakmaktadır.

Tam da bu nedenle, Meclis gündemindeki suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri yalnızca infaz hukukunda yapılan teknik değişiklikler olarak değerlendirmek eksik olacaktır. Teklif, çocuk adalet sisteminin temel yaklaşımının önemli şekilde değiştiğine işaret etmektedir.

Mevcut çocuk adalet sistemi (en azından normatif düzeyde) çocuğu suç işleyen bir failden ziyade suça sürüklenen, cezalandırılması değil korunması gereken bir özne olarak kabul eder. Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme de, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu da bu anlayış üzerine kuruludur. Esas olan, çocuğun özgürlüğünden yoksun bırakılmasının son çare olması ve uygulanacak tedbirlerin çocuğun üstün yararını gözetmesidir.

Ancak teklif edilen bu düzenlemeler, ağırlık merkezini tamamen değiştirmektedir. Çocuklara yönelik infaz rejimi ağırlaştırılmakta, yetişkin infaz sistemine yaklaşan bir anlayış benimsenmektedir. Başka bir ifadeyle, çocuk ceza adaletinde uzun yıllardır benimsenen koruma ve topluma yeniden kazandırma perspektifi yerini giderek cezalandırma ve güvenlik eksenine bırakmaktadır.

Çünkü bugün tartışılan mesele yalnızca çocukların işlediği suçlar değildir. Kamuoyunda artan güvenlik kaygısı, son zamanlarda medyada görünürlüğü artan çocuk failli sansasyonel olaylar ve toplumun cezaların yetersiz olduğu yönündeki algısı, siyasal iktidarı toplumsal yapıyı yeniden şekillendirmeye zorlamaktadır Sorun ise tam da burada başlamakta: Devlet, çocukları suça sürükleyen nedenleri tartışmak ve bunları düzeltmek yerine bu nedenlerin ortaya........

© sendika.org