Emperyalist krizin coğrafyası: Yıkım, savaş ve insanlığın devrimci seçeneği
Emperyalist savaşlarla yıkılarak moloz yığınlarına dönen dünya ve devrimin tarihsel zorunluluğu, emperyalist kriz, sürekli savaş ve insanlığın sosyalist ufku, kolektif devrimci enternasyonal önderliğini yaratmanın sancılarını yaşıyor.
Yüzyılın ilk çeyreği, kapitalist dünya sisteminin derinleşen krizlerinin savaş, yıkım ve toplumsal parçalanma biçiminde açığa çıktığı bir dönem olarak tarihe geçmektedir. Balkanlardan Afganistan’a, Irak’tan Suriye’ye, Filistin’den Ukrayna’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafya bugün emperyalist rekabetin yarattığı savaşların ve müdahalelerin izlerini taşımaktadır. Bir zamanlar kentlerin, üretimin ve toplumsal yaşamın merkezi olan bölgeler giderek moloz yığınlarına dönüşürken, milyonlarca insan göç, yoksulluk ve güvencesizlik içinde yaşam mücadelesi vermektedir. Bu tablo rastlantısal değildir; kapitalist-emperyalist sistemin yapısal krizinin tarihsel bir sonucudur. Sermayenin küresel ölçekte yoğunlaşması, finans kapitalin egemenliği, teknolojik dönüşümün yarattığı emek çelişkileri ve büyüyen militarizm, insanlığı yeni bir tarihsel eşikte konumlandırmaktadır. Bugün dünya, ya kapitalist barbarlığın derinleşeceği bir yıkım çağını ya da emekçi sınıfların öncülüğünde kurulacak yeni bir toplumsal düzenin doğuşunu yaşayacaktır. Bu makale, emperyalist sistemin kriz dinamiklerini analiz ederken, aynı zamanda molozlaşan dünyanın içinden doğabilecek devrimci olasılıkları ve sosyalist bir geleceğin tarihsel zorunluluğunu tartışmayı amaçlamaktadır.
Yugoslavya’nın parçalanmasıyla başlayan, Afganistan’ın işgaliyle derinleşen, Irak ve Suriye savaşlarıyla genişleyen ve bugün Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’nın geniş coğrafyalarına kadar yayılan savaşlar zinciri, kapitalist-emperyalist sistemin tarihsel krizinin askeri biçimde dışavurumudur. Yugoslavya, Afganistan, Pakistan, Ukrayna, Rusya ve Ortadoğu’nun büyük bölümü -Irak, Suriye, Lübnan, Gazze, Batı Şeria ve Filistin- bugün kelimenin gerçek anlamıyla birer moloz coğrafyası haline gelmiştir. Bu yıkım yalnızca askeri çatışmaların sonucu değildir; aynı zamanda kapitalist dünya sisteminin içine girdiği yapısal krizin, sermayenin yeniden üretim sürecini sürdürebilmek için başvurduğu bir zor aygıtıdır.
Kapitalizmin emperyalist aşaması, üretim araçlarının yoğunlaşması ve finans kapitalin dünya ölçeğinde egemenliği ile karakterize edilir. Bu aşamada krizler yalnızca ekonomik........
