Futbolun gölgesinde köpekler ve kediler
Bir statta elli bin kişi aynı anda bağırırken, bir sokakta bir köpek sessizce hayatta kalmaya çalışıyor ya da bir kedi ansızın milyon dolarlık organizasyonun ortasında davetsizce boy gösterebiliyor. Bahsettiğim, belki yüzlerce stadyumun hemen yanı başında yaşanıyor olabilir ama bizden çok uzak diyarlarda bu hep aynı olmayabiliyor. Başka bir organizasyon da mümkün olabiliyor. Futbol sadece saha içinde oynanan bir oyun değildir. Futbolun kutsal üçlüsü vardır: İnsan, şehir ve kulüp. Bu üçlü o kente karakterini verir. Ancak bu kutsal üçlünün diğerlerinden çok farklı olarak öne çıkan istisnaları vardır. Tıpkı Club Tijuana gibi. Meksika’nın en çok göçmen alan sınıf kimliğinin hemen belli olduğu bu şehre umut getiren insan-şehir-kulüp üçlüsünün yanına köpek de eklenmiştir. Ve kulübün arması bir köpek başıdır. Club Tijuana, Meksika’nın Baja California eyaletinde yer alan profesyonel bir futbol kulübüdür. 2007 yılında kurulan kulüp, kısa sürede ülkenin en üst ligi olan Liga MX’e yükselerek dikkat çekmiştir. Kulüp, enerjik taraftar grubu ve sınır şehri kimliğiyle öne çıkar. Kulübün anıldığı isim olan Xolos, Meksika tüysüz köpeği demek ve bir köpek ırkından geliyor (Xoloitzcuintli). Kulübün bilinen özelliklerinden biri de sahipsiz köpekleri sahiplendirmek. Ancak bir köpek ırkının şehrin futbol kulübüyle özdeşleştirilmesi tesadüf değildir. Sokak köpeklerinin hayatta kalma mücadelesine, azmine ve sadakatine yapılan vurguyu temsil eder. Sokaktakiyle mücadele, azim ve kararlılık üzerinden özdeşlik kurar.
Dünyada buna benzer kimi iç ısıtıcı örnekler vardır. Bir sokak köpeği, Sociedade Esportiva Palmeiras tesislerine giriyor ve kovulmuyor. İlerleyen zamanlarda kulübün maskotu oluyor. Beşiktaş taraftarı sokak hayvanları için mama kampanyası yapmıştı. Keza bir liman işçileri takımı olan Liverpool maçında sahaya giren kedi kısa zamanda viral olabiliyor ve futbolu durdurmasına rağmen seyircilerden asla tepki almıyor. Bunun nedeni futbol sahasında mücadele doksan dakika sürüyor, oysa sokakta yaşayan hayvanlar için ise mücadele ömür boyu demektir. Taraftar kitleleri bunun bilincinde olmalılar ki sahada mücadele eden takımlarına duydukları sadakatin daha fazlasını sokakta mücadele edenlere duyuyorlar. Aksi takdirde her şeyi protesto etme potansiyeli yüksek olan bir kitlenin heyecanının tavan yaptığı, adrenalinin yükseldiği anda sahada koşuşturan ve eğlencelerini bölen bir kediye alkış tutması başka nasıl açıklanabilir. Futbol milyonları peşinden sürükleyen bir oyun, köpekler ise insanlık tarihinin en eski yol arkadaşı. Club Xolos sadakati, mücadeleyi, azmi ve neşeyi hem sahada hem köpeklerde görmüş olmalı ki kulübü, kenti ve köpekleri birleştirmiş olmalı. Aksi takdirde emperyalizmin kılıcının hemen yanı başlarında sallandığı kente umut getiren eşsiz bir kulüp kimliğine nasıl bürünebilsin?
Futbol sadece futbol değildir
Sahada ve kentte futbol sadece futbol değildir. Kent oligarşisi için futbol kazanç ve oy deposu olarak görülürken, kentin yoksulları ve ötekileri için ise kimlik edinme aracıdır. Ancak bu kimlik edinme biçimleri ırkçı bir çizgiye savrulduğu gibi kentin insan tipolojisine ve tarihsel birikimine göre sınıfsal kimlikleri de öne çıkarabiliyor. Ayrıca futbol kentin entelektüel orta sınıfı ile fiziksel güce sahip işçi sınıfının farklılıklarını uzlaştıran ortak alanıdır. İdeolojisiz ama sistemin krizlerine tepkisel olarak aynı tarafta buluşan bu iki kesim (orta sınıf ve işçi sınıfı) futbol üzerinden sistemin krizine ya da dayatmalarına tepkisellik olduğunda doğaları gereği kentin oligarşik hiyerarşisinden yerli işbirlikçiliğinden ayrı tarafa kolaylıkla düşebiliyorlar. Yazının bütünlüğünü bozmamak için meselenin bu tarafına çok girmeyeceğim fakat şunu söylemekte fayda var: İnsanın olduğu yerde siyaset vardır. Tribünler de bu siyasi varoluştan bağımsız değildir. Her toplumsal ve kültürel alan aynı zamanda hegemonya mücadele alanıdır.
Endüstriyel futbol sahasının yeşil çimleri üzerinde yirmi iki kişi milyon dolarlar alarak taraftarlara doyumsuz bir seyir sunmak için mücadele ederler. Büyük büyük derbilerde milyonlar ekranlara kilitlenir. Dünya Kupası mücadeleleri ise bambaşka bir boyuta bürünür. Tribünler her maç öncesi sadakatı anlatır. Ama gerçek sadakat bir sokak hayvanın gözlerinde gizlidir. Belki de en büyük derbi insanın kayıtsızlığı ile vicdanı/vicdansızlığı arasında oynanmaktadır. Sahadaki mücadelenin hakemi, seyircisi, taraftarı, yorumcusu varken sokaktaki mücadelenin kahramanları ise patilerden başkası değil. Futbolda mücadele bir düdük sesiyle başlıyorsa sokaktaki mücadelede bir tas mama ve bir tas suyla başlıyor. Bitirirken şunu sormadan edemiyoruz. İstanbul takımlarının birinin armasında kentin kedilerini ya da İstanbul’un sokak köpeklerini simgeleyen bir kedi ya da köpek figürü olsaydı nasıl olurdu?
Keza İstanbul deplasmanına gelen dünya takımları İstanbul sokak hayvanlarını kendi sosyal medya hesaplarında paylaştığında yüz binlerce insanın kalbine dokunuyor. Çünkü futbol sokakta hâlâ halkın oyunudur. Bugün sahada endüstriyel yozlaşmanın oyunu haline gelmiş olması bu gerçeğin üzerini örtmeye yetmiyor. Skor ise yenme yenilme dışında bir kumar aracına dönüştürülmüştür. Endüstriyel futbol taraftarı müşteri, futbolcunun alınıp satılan meta, formanın, stadyumların, ve maçların yayın hakkının para getiren materyaller olduğu gerçeğine rağmen ansızın bir sokak hayvanın iç ısıtan görseline yenilebiliyor. Koskoca oyun bir kedinin sahaya girmesiyle donup kalabiliyor. Ve bir kedi milyarlarca yatırımdan daha fazla ilgi odağı halini alabiliyor.
Sokakta hala başka bir mücadele sürüyor!
Sessiz, sert ve gerçek bir mücadele…
