menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Yapmış oldukları suç, bunu bilirler”

11 0
21.04.2026

Kendi özgürlüğü için, kadın özgürlüğü için mücadelede eden, 8 Mart’ı mora boyayan, 25 Kasım’da katledilen kadınlar için ses çıkaran, yoksul mahallelerde halkla buluşan, üniversite yoksulluğu son bulsun diyen İlayda Zorlu için yazmak gerekti.

İlayda, 19 yaşında, Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi. Emniyet’in yıllardır süregelen, erkek şiddetine, yoksulluğa, geleceksizliğe ve güvencesizliğe karşı mücadele edenleri suçlu göstererek mücadele edenlerin ailelerini arayıp “Kızınız örgüte katıldı, oğlunuzu canlı bomba yapacaklar, aman ha” diyen kışkırtıcı gelenekleri sonucu polis babasının silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetti. Ezcümle İlayda, devlet şiddeti ile katledildi.

Mesleğin beşinci yılındayım. Beş yıldır Emniyet’in yapmış olduğu hukuksuzlukları, ajanlaştırma/kaçırma girişimlerini, işkencelerini yazıyorum. Tek kullanımlık hatlarla aradıkları, kendilerini Ayşe/Ahmet diye tanıttıkları; “Biz devletiz, bize hiçbir şey olmaz” söylemleri ile baskı kurdukları insanların dilekçelerini yazıyorum, suç duyurularını yapıyorum. Ne mi oluyor bu suç duyurularında? Genelde savcılık tarafından etkin bir soruşturma yürütülmeden dosyalar kapanıyor. Valilik tarafından göstermelik komisyonlar kuruluyor. Emniyet kendi içinde idari bir soruşturma yürütüyor, “şüpheli bulunamadı” gerekçeleri yazılıyor.

Sayısını dahi unuttuğum suç duyurularının sadece bir tanesinde Ankara Emniyeti mevcut soruşturma dosyasına; bir dilekçe sundu. Bu dilekçede; “Evet biz bu aramaları Güvenli Hayat – Güvenli Gelecek (Aile Görüşmeleri) projesi kapsamında yapıyoruz” yazılı idi. Emniyet suçunu itiraf etti etmesine ama soruşturmayı yürüten savcı, her zamanki gibi dosyayı ivedilikle kapattı ve gerekçesine; “Valilik oluru ile gerçekleşen telefon aramalarının şüphelilerin görevlerine ilişkin olduğu, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı” gerekçesini not düştü. Bu cezasızlık pratiği üzerine Ankara Emniyeti suç işlemeye devam etti ve ediyor da.

Çok geçmiş değil, iki hafta önce “Ankara Emniyeti’nden arıyoruz, kızınız terör örgütüne katıldı, NATO Defol diyen eylemlere katılıyor” diyerek iki üniversiteli kadının ailesi arandı. Aileler inanmadı en başta, dolandırıcı zannetti. “Bize nasıl inanmazsınız, biz devletiz” diyenler, el arttırdı ve kızlarının katılmış olduğu demokratik bir eylemdeki fotoğrafını aileye iletti. Bunun üzerine suç duyurusunda bulunduk. Suç duyurusunda bulunduğumuz bir savcı, dilekçeyi işleme koyduktan sonra; “Avukat hanım, şaşırdım açıkcası. Bizim çocuklar yapmaz böyle şeyler, bunlar dolandırıcı olmasın. Çünkü yapmış oldukları suç, bunu bilirler” demişti. Yine bir diğer savcı dilekçeyi işleme aldıktan sonra; “Yapmış oldukları şeye şaşırmadım, biz devletiz diyorlar ya, hangi devletmiş bunlar acaba keşke müvekkilleriniz sorsalarmış bir” demişti.

Savcı beyi bilmem ama, biz bu suçu işleyenlerin hangi “devlet” olduklarını, hangi hukuksuzluklara imza attıklarını çok iyi biliyoruz. Altı yıldır haber alınamayan Gülistan’ın katili/işbirlikçisi olan valisinden, korumasından, polisinden tanıyoruz onları. Daha dün devlet şiddeti ile katledilen sıra arkadaşları İlayda’nın sesi olmak için Ankara’da, İstanbul’da sokağa çıkan üniversitelilere yönelik gözaltılardan, tutuklamalarda ve işkenceden biliyoruz. “Açım ben aç, hakkımı istiyorum” diyen madenciye atılan yumruktan tanıyoruz. Gencecik bir kadının, İlayda’nın hayatını, geleceğini nasıl da ellerinden aldıklarından biliyoruz.

Sıra arkadaşlarının da söylediği gibi; İlayda’nın ölümü münferit değil, yıllardır sürdürülen cezasızlık politikalarının, direnenleri hedef halin getiren sistematik devlet şiddetinin ve şiddeti besleyen mekanizmaların bir sonucudur. Buna karşı mücadele her alanda bakidir. İlayda’nın hayatını elinden alanlar, bu zemini hazırlayanlar, bu düzeni sürdürenler açığa çıkartılana ve hesap verene kadar mücadele etmek, ses çıkarmak boynumuzun borcu olsun.


© sendika.org