Kayyum rektörlüğün yeni “oyun planı”: ODTÜ Sanat Günleri
ODTÜ, son günlerde kayyumluk pratiğinde alışık olmadığı ya da hatırlamakta güçlük çektiği bir süreçten geçiyor. Kayyum rektörler, üniversite hayatımızın gerçekliğine dönüşmeye başlarken direniş pratiklerimizi kırmak için yeni yöntemlere başvuruyor. Verşan Kök; ODTÜ’nün Japonya’ya sürülen kayyum rektörü, mutlak bir kötülük bulutu gibi öğrencileri geri çekilmeye zorlamak için polis şiddeti ve düzenli olarak öğrencilerin eğitim hakkını ellerinden alan soruşturmalar gibi taktikleri kullanırken; onun başarısızlığı —ya da öğrencileri bir çatı altında birleştirmek noktasında başarısı— sebebiyle yerine getirilen Ahmet Yozgatlıgil, farklı bir yol izliyor.
Bu “oyun planının” en yakın iki örneği ise ODTÜ Sanat Günleri ve Devrim Stadyumu’nun girişine yapılan güvenlik kulübesinin peşinden gelen “çimlerde yeme/içme” yasağının hemen ardından gelen milli maç izleme etkinliği.
Unutulmamalıdır ki; Saray rejiminin üniversiteleri etkisiz alanlar haline getirmek ve kontrol etmek için bir aparat olarak kullandığı kayyum rektörlükler, hiçbir şeyi öğrencilerin iyiliğini düşünerek yapmaz. Çünkü üniversite dışında hizmet ettikleri bir yer vardır. Kayyum Yozgatlıgil’in öğrencilere bir lütufmuş gibi sunduğu hizmetlerin hiçbiri gerçekten öğrencileri mutlu etmek ve ODTÜ kültürünü beslemek için değildir.
ODTÜ Sanat Günleri faciası
ODTÜ, halihazırda öğrenciler tarafından kültürel aktivitelerin düzenlendiği bir üniversitedir. Bu, yıllardır öğrenci topluluklarının verdiği emek ve sonsuz fedakârlık sayesinde mümkün olmaktadır. Kampüsümüzde neredeyse her hafta öğrencilerin erişebileceği kadar ucuz ya da tamamen ücretsiz kültür-sanat etkinlikleri yapılmaktadır. Kayyum; bu toplulukları desteklemek ve elindeki imkanları, özellikle de bütçeyi öğrencilerin hizmetine sunmak yerine topluluklar için izin alma, konuk ağırlama gibi süreçleri zorlaştırırken, kampüste yıllardır yürütülen kültürel aktiviteleri yok sayarak “sanat ODTÜ’ye geri döndü” gibi bir havada, öğrenciler için asla erişilebilir olmayan fiyatlarla etkinlikler düzenledi. Evet, çok önemli isimler KKM’de konser verdi ama neredeyse hiçbir öğrenci onları dinleyemedi.
Üstelik bu büyük festival, bir sansür fiyaskosu ile kapanışını yaptı. ODTÜ Sanat, 28 Mart – 4 Nisan tarihleri arasında, ODTÜ’nün 70. yıl kutlamalarının bir parçası olarak “hafıza, yeniden sanatla konuşuyor” sloganlı ile düzenlendi. Bir hafta boyunca, Kültür Kongre Merkezi (KKM) başta olmak üzere kampüsün farklı alanlarında sanat etkinlikleri düzenlendi. Biletlerin bir kısmı, 3.500 TL gibi uçuk fiyatlardan satılırken kayyum rektörlük bu durumu “öğrencilerin burs fonuna yardım edileceği” gibi bahanelerle açıkladı. Kayyum rektörlük bu “bursa katkı” sürecine dair hiçbir bilgiyi okulla paylaşmadı ve süreci şeffaflıktan en uzak biçimde yürüttü. Amfileri okul dışından etkinlikler için ticaret alanları dönüştürme ve kiralanmaya başlandığı bu dönemde, kampüsteki salonlarda öğrencilerin katılamadığı etkinlikler düzenledi.
Etkinlik kapsamındaki isimler de özenle düşünülmüş. Kayyum yönetimi Yeni Türkü gibi muhalif kimliğiyle tanıdığımız sanatçılar ile yan yana görebiliyoruz.
ODTÜ Sanat 70. Yıl ve Yeni Türkü 🤍 pic.twitter.com/qWLnHccZ5B — METU / ODTÜ (@METU_ODTU) April 2, 2026
ODTÜ Sanat 70. Yıl ve Yeni Türkü 🤍 pic.twitter.com/qWLnHccZ5B
— METU / ODTÜ (@METU_ODTU) April 2, 2026
Rektörlük, bir yandan profesyonel bir ekipten destek alarak “öğrencilerin ilgisini çekecek” isimler seçti, bir yandan da programın bir parçası olan Girls to the Front sanatçı ekibine, festivale günler kala “serginizin metninde ya da herhangi bir yerinde ‘kuir’ kelimesi ya da fotoğraflarda gökkuşağı bayrağı kesinlikle geçmeyecek” şeklinde bir uyarı geçerek sansür uygulamaya çalıştı. Ekip, sosyal medya hesaplarından yaptıkları açıklamayla bu sansür politikasını kabul etmediklerini belirtti ve programdan çekildi. Bu sansür politikasına öğrencilerin tepkisi ise, serginin gerçekleşeceği KKM binasından dev boyutta bir LGBTİ+ bayrağı sallandırmak oldu.
Rektörlük, kocaman bir reklam kampanyasına dönüştürdüğü sanat günleri ile ODTÜ’de sanatı desteklediğini iddia ederken kampüsün sanatçı ve sanatsever kimliğinin devamlılığını sağlayan topluluklara yardım etmiyor. Toplulukların rektörlükten alabildiği bütçeler, enflasyondan hiç etkilenmemiş komik sayılar. ODTÜ öğrencileri ise kayyum rektörlüğün motivasyonlarını görmekte zorlanmıyor. Geçtiğimiz sene polisi kampüse sokup öğrencilerin şiddet görmesine göz yuman rektör, bu sene okulun kalabalık alanlarında günlük kıyafetleri ile dolaşıp “öğrencinin rektörü” ya da “aramızdan biri” imajını pekiştirmeye çalışıyor. Fakat yaptığı her şey, hizmetmiş gibi sunduğu her etkinlik planı aslında yeni bir yasak ya da hak ihlalinin üstünü kapatmak için dikkatlice tasarlanmış bir oyun planı.
Devrim’de maç izlenir ama eylem yapılmaz
Bunun bir diğer örneği ise, Devrim’de düzenlenen milli maç izleme etkinliği. “Bu maç evde izlenmez” sloganı ile reklamı yapılan ve oldukça kalabalık geçen bu etkinliğin zamanlaması ise oldukça manidar. Rektörlüğün, Devrim’deki çimlik alanda yeme içmeyi yasaklama kararını vermesi ve karşılığında öğrenci direnişi ile karşılaşmasından hemen sonra duyurduğu bu etkinlik aslında kayyum yönetiminin birtakım mekanları “sadece onlar izin verdiğinde sosyalleşebilen bir alan” haline getirme yöntemi. Özel güvenlik Devrim’de oturup bir şeyler atıştıran öğrencilerle kavga ediyor, günler sonra kayyum rektör Devrim’de okul tarafından ikramların da sağlandığı bir etkinlik planlıyor. Oysa ODTÜ öğrencileri, rektörlük yasakları ilan ettiğinden beri “Devrim de bizim gelenek de” diyerek her perşembe Devrim’de toplanıp etkinlikler düzenliyor, basın açıklaması okuyor, eylem yapıyor.
Kayyumlukta yeni bir dönem
Ahmet Yozgatlıgil, gerçek bir AKP belediyecisi gibi; kendisine sunulan bütçenin ufak bir kısmını öğrencilerin hayatını kolaylaştıracak yenilikler için harcayarak, halihazırda hakkımız olan beslenme ve ulaşım gibi hizmetleri iyileştirerek, öğrenciler için olduğunu iddia ettiği etkinlikler düzenleyerek ve Verşan Kök’ün aksine şiddeti ön planda tutmuyor ya da Waquant’ın deyimiyle “devletin sağ elini değil sol elini” kullanarak işini görüyor. Bu yolla öğrenciler, özellikle de kayyum rektörlerden başka bir yönetim görmemiş yeni öğrencilerle ve kampüsün örgütlü muhalefeti arasındaki açıyı açmaya çalışıyor. Kısacası; çalıyor ama yapıyor da.
Ahmet Yozgatlıgil; göreve geldiği ilk yıl yemekhane hizmetini hafta sonunu da kapsayacak şekilde genişletti, ring seferlerini artırdı. Bunu yaparken öğrencilerin övgüsünü topladı fakat ODTÜ emekçilerinin çalışma şartlarını daha da kötüleştirdi. Yeni işçi alımı yapmadı; halihazırda otuz bin kişilik bir kampüse hizmet veren çalışanların mesai saatlerini ve çalışma günlerini artırdı. Devrim çevresindeki spor alanlarını yeniledi fakat bir yandan da özelleştirdi. Spor salonu gibi hizmetlerin fiyatını artırdı. Kütüphane yetersiz kaldığında (yani neredeyse her zaman) öğrencilere sıcak bir çalışma ortamı sunan Uptown Cafe gibi mekanları kapanmaya zorladı, mahkeme yoluyla neredeyse okuldan kovdu.
2025-26 eğitim yılı başladığından beri sonu gelmeyen ve kampüsün her yerinde ses ile görüntü kirliliği oluşturan tadilat çalışmalarından bahsetmiyorum bile. Kütüphanenin belirli kısımları aylarca kapalı kaldı, kapalı olmayan kısımlarında da gürültüden ders çalışılamadı. Kayyum Yozgatlıgil, tüm bunları yaparken sürekli olarak en büyük önceliğinin ODTÜ ve ODTÜ’lüler olduğunu yineledi ama kampüs aylarca aydınlatılmadı. Kadın+’lar okulda elini kolunu sallayarak dolaşan cinsel saldırı failleri konusunda CİTÖB gibi kurumlara başvurduğunda bile süreçleri hızlandırmak ya da kararları daha etkili hale getirmek için hiçbir adım atmadı. Dönemin başında “okula geri dönüş kutlaması” olarak Devrim çimlerinde Hayko Cepkin konseri düzenledi, bunun üzerinden çok geçmeden de çimlerde oturmaya son vermeye çalıştı.
Öğrencilerin duruşu
Yozgatlıgil’in vermeye çalıştığı mesaj açık ve net: Benimle iyi geçinin, ben de size istediklerinizi sağlayayım. Rektörlüğümü kabul edin, yaptırmadığım etkinlikleri ben rektörlük bütçesiyle yapayım.
Kayyum rektörlüğün öğrenci topluluklarına bir türlü yetmeyen ama düzenlediği her etkinlikte profesyonel çekimlerle reklam yapmasına imkân tanıyan bütçesinin eseri olarak ortaya çıkan sosyal medya paylaşımları insanları aksine inandırmaya çalışsa da aslında ODTÜ öğrencisi Verşan Kök döneminin ilk yıllarından tanıdığı bu “öğrenci dostu” politikaları tanıyor ve güvenmiyor. Ne Devrim’de yaptıkları eylemlerden ne de rengarenk bayrakları fırsatını buldukları her yerde sallandırmaktan vazgeçiyorlar. Öğrenciler, kendi gündemlerini kendileri belirleyerek savaş karşıtı etkinlikler haftası düzenliyor, sanat toplulukları kendi bütçeleri ve imkanlarıyla rektörlüğün düzenlediklerinden çok daha yüksek katılımlı festivallerini düzenlemeye devam ediyor. En önemlisi de kayyumluk düzenine direnmekten vazgeçmiyor.
Ahmet Yozgatlıgil de dahil olmak üzere, atanmış hiç kimsenin rektörlüğü kabul edilemez; ODTÜ öğrencisi kabul etmeyecektir.
Kayyumlar gidecek, öğrenci dayanışması kalacak.
