erkeksiz olmaz
ben ilkokuldayken akran şiddeti -kavramın adı bilinmese de- başımızın belasıydı. oğlanlar, kızları hırpalar, canımızı yakar, bazılarımızı ağlatırdı. asla ağlamazdım, dişime göre bulduğum oğlanlara karşı koyar ama kızları nedensiz üzmelerini anlayamaz ve çok öfkelenirdim. bunun, kendini güçlü hissetmekle ilgili olduğunu, oğlanların babalarının annelerine davranışlarından ilham aldıklarını çok zaman sonra anladım. yıllar sonra feminizme duyduğum ilgiyi ateşleyen o öfke oldu, bir de tabii aile içinde olanlar. “sekizde evde olacaksın”lar mesela.
geçenlerde abd’den sophie hagen adlı bir standup’çının bir videosunu izledim. mealen şunları söyledi: “bana sürekli ‘erkek düşmanı mısın’ diyorlardı, ben de ‘yok değilim’ falan diyordum. nihayet bir gün, ‘evet, erkeklerden nefret ediyorum’ dedim, ‘babandan da mı’ dediler. ‘asıl ondan’ dedim!.” ne kadar haklı. ben de rahmetli babamın hatırasını da incitmiş olmayayım ama kendisi de gayet iyi bilirdi ki, babayla barışık feminizm olmaz.
o öfke, feminizme doğru attığım ilk adımdı ama kendimi feminist olarak tanımlamam okuduklarım sayesinde oldu. daha sonra bebek adımlarıyla yürüyen ve koca koca yapıların çelmelerine direnerek bir hareket olmaya çalışırken bizi o öfkeyi eyleme döktük, “dayağa hayır” dedik, cinsel tacize karşı mor iğneleri kuşandık.
çünkü dünyanın her yerinde feminist hareketin başka kadın hareketlerinden ayırt edici özellikleri var. bunlardan biri örgütlenme ve eylemlilik biçimlerindeki farklılık. diğeri patriyarkanın hem egemeni hem de uygulayıcısı, taşıyıcısı olan erkekleri işaret etmekten çekinmemesi.
bugün feminist yol arkadaşlarımın başka muhalif hareketlerle benzer şiarları yükselttiklerini görünce şaşırıyor ve açıkçası hayal kırıklığına uğruyorum. kadın kurtuluş hareketi tabii ki iktidarları, devleti, politikalarını eleştirir, bunlara muhalefet eder. fakat sevgili arkadaşlar, erkeklerle derdi olmayan, onları karşısına almayan feminizm olur mu?
patriyarka erkeklerin egemenliğidir, erkeklerin kadınların emeğine ücretsiz el koymasıdır, bedenlerini kullanması ve denetlemesidir, kimliklerini yok saymasıdır.
erkekleri karşısına almayan, topluma seslenmeyen -yol arkadaşımız olsun olmasın-, patriyarkanın mağdur ettiği tüm kadınlarla dayanışacak; onlara el uzatacak, örgütlenme biçimleri ve politik bir hat oluşturmak zorundayız.
her erkek yapmıyor ama yapanların hepsi erkek
bunu demekten bıkmış olabiliriz ama bir yandan da tekrar tekrar hatırlatmak zorundayız. bugünkü iktidar buna başka ülkelerden ve başka zamanlardan daha fazla destek oluyor, kazanılmış haklarımıza el koyuyor, yargı erkek şiddetine cezasızlık bahşediyor. ama her iktidar altında katiller, tecavüzcüler, tacizciler, istismarcılar, dayakçılar erkek. ve iktidar, yasalar, uygulamalar değişse biraz geri çekilebilirler ama hadi diyelim şiddetten vazgeçtiler, çocuk bakıp akşam yemeğini hazırlamaya niyet etmeleri için iktidarın değişmesi yeter mi? onları geriletecek, vazgeçirecek, dönüştürecek ve cinsiyete dayanan egemenliğin bulunmadığı o yeni dünyanın yolunu açacak olan bizim mücadelemiz.
bu yolda müttefiklerimizi biliyoruz, düşmanımızı da tanımakta yarar var, değil mi?
