menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

düzenin eski çarkları paslandı, yeniler daha keskin

10 0
24.02.2026

abd’nin ulusal futbol ligi’nin şampiyonluk maçı büyük ve uzun -zaman zaman dört saati bulan- bir gösteri oluyor. maçların açılışlarında, devre aralarında önemli müzisyenler sahne alıyor. abd halkının ve belki de kıtadaki çoğu insanın izlediği gösteriler genellikle uzun uzun konuşuluyor.

zaman zaman politik mesajlar da oluyor bu gösterilerde. örneğin black lives matter hareketine desteği de bilinen beyoncé’nin 2016’daki gösterisinde, dansçıları kara panterler partisi’nin elemanlarını hatırlatan bir kıyafetle sahneye çıkmış, daha sonra sahne arkasında -1968 olimpiyatlarında tommie smith and john carlos’un siyahların gücünü temsil eden selamındaki gibi- yumrukları havada fotoğraf çektirmişlerdi.

bu yılki açılışı politik şarkılarıyla tanınan green day grubu yaptı ancak bazı şarkıların sözlerini değiştirdikleri, ehlileştirdikleri söyleniyor. ama asıl olay devre arasındaki, porto rikolu müzisyen bad bunny’nin gösterisi oldu.

latin gururunun zirvesi olarak tanımlanabilecek gösteriye katılan ricky martin, “ırmağımı, plajımı ve mahallemi almak ve ninemin orayı terk etmesini istiyorlar. hayır, bayrağı bırakma…” diyen bir şarkı söylüyor! gösterinin sonunda ise bunny, abd’nin ünlü sloganını söylüyor; “tanrı amerika’yı korusun”  ama ardından kıtayı aşağıdan yukarıya saymaya başlıyor: “şili, arjantin, uruguay…” ve en son olarak “birleşik devletler, kanada!” hatırlatıyor; amerika abd’den ibaret değil! 

gösterinin videosu yayımlandıktan sonra latin evlerinde, ülkelerinin adı geçtiğinde çığlıklar atan, gözyaşlarına boğulan insanların videoları düşmeye başladı sosyal medyaya. abd’nin “arka bahçesi” olarak gördüğü ülkelerde yaşayanlar ve buralardan abd’ye göçenlerinin önemli bir kısmı, kültürlerini, ülkelerinin adlarını görmenin heyecanını yaşıyordu. 

bu ülkelerden dan biri de venezüella tabii. o arada pek dikkat çekmeyen bir haber düştü önümüze: venezüella, altı yıl sonra ilk kez israil’e ham petrol sevkiyatı yapmıştı. 

anaakım medyanın ilgi göstermediği, alternatif medyanın da zaman zaman kaçırdığı haberler oluyor böyle. yine venezüella’dan bir başka örnek: maduro ve eşinin kaçırılmasından sonra ülkenin birçok yerinde protesto gösterileri yapıldığından da ancak meraklıların haberi oldu. 

bugünkü dünyanın çatışmalı düzenini, üçüncü dünya savaşı olarak tanımlayanlara katılmıyorum. iki dünya savaşı da paylaşım savaşlarıydı. bugün bir paylaşım savaşından söz etmek doğru görünmüyor çünkü dünya çok açık bir biçimde tek kutuplu. 

nitekim münih güvenlik konferansı’nın açılış konuşmasını yapan ev sahibi şansölye friedrich merz şunları söyledi: “belli bir eşik aşılmış ve siyasetin büyük güçlerce belirlendiği yeni bir döneme girilmiştir. haklara ve kurallara dayanan uluslararası düzen artık son bulmuştur.”

olup biteni donald trump’ın pervasızlığıyla açıklamak doğru değil, böyle bir rejim kurulduğunda onun başına geçecek bir narsist psikopat her zaman bulunur. mesele, abd yönetiminin dünyanın her yerine elinin uzanması ve her istediğini yapabilmesi. 

enternasyonalizm, bugün dünya üzerindeki bütün muhalifler için ahlaki bir alternatif değil, bir zorunluluk. emek mücadelesi alanından güncel bir örnek vereyim: burada ücretleri artırsanız sermaye mısır’a göçüyor! 

dünyanın tek kutupluluğu, haritaların nasıl şekilleneceği, askeri üslerin nerelerde yer alacağı, yeraltı, yerüstü kaynaklarını kimin denetleyeceği gibi konularda yani her halkın yaşadığı toprak üzerindeki egemenliği konusunda en önemli etmen. daha önce de söylediğim bir şeyi tekrar etmek istiyorum. bağımsızlık mücadeleleri, geçen yüzyıl olduğu gibi bu yüzyılda da en önemli tarihsel dinamiklerden biri. dünyanın en zengin yeraltı rezervlerinin bir kısmına sahip olan afrika kıtasının sakinlerinin dünyanın en yoksulları arasında. latin evlerini heyecanlandıran da, bad bunny’nin gösterisinin bu dinamiği hatırlatması.

abd’nin finansal egemenliği sarsılırken teknoloji ve üretim konusunda çin’in nefesini sırtında hissediyor. bugün egemenliği askeri gücüne dayanıyor. abd dünyanın en fazla askeri harcama yapan ülkesi, 2024’te dünya üzerindeki toplam askeri harcamanın yüzde 35,5’ini abd yapmış, onu izleyen çin ise yüzde 11,2 yani üçte birinden az! onun ardından yüzde 9,3’le rusya geliyor.

bu kadar büyük askeri harcamanın toplumsal sonuçları olmaması imkânsız. diğer yandan 15. yüzyıl sonrasında yerleşimci sömürgecilikle, avrupa’dan göçenler tarafından inşa edilen abd’nin bir dezavantajı da kültürel köklerinin zayıflığı. ancak avrasya’dan kara saldırısı yapılmasını imkânsız kılan coğrafi konumu, dünyanın bütün denizlerinde savaş gemisi barındırabilecek askeri gücüyle birleştiğinde büyük bir avantaj haline geliyor. 

ayrıca yapay zekâ konusundaki gelişmeler ve sosyal medyanın bir bilgi edinme kaynağı olarak git gide tekelleşmesi ve bir yandan da abd’nin iktidarıyla iç içe olan güçler tarafından yönlendirilmesi, yeni ve geçmişten çok daha güçlü denetim mekanizmalarının oluşmasını sağladı. bütün bunları hiper-emperyalizm olarak tanımlayan sosyalistler var. kavramı benimsemek benimsememek bir yana, ne kastedildiğini ve önemini anlayabiliyoruz. 

venezüella, iran, küba…

dünya düzeninin tek kutuplu durumuna karşı çaresiz değiliz. öncelikle, dünyanın her yerinde sokakları dolduran halklar var. bu gösteriler abd’yi doğrudan etkilemese bile kendi ülkelerindeki hükümetleri etkileme gücüne sahip. örneğin ispanya başbakanının son zamanlardaki çıkışları sadece partisinin politikalarıyla ilgili değil, seçmeninin talebi de belirleyici.

ikinci güç tabii ki abd’yi içeriden yıpratacak çeşitli muhalefet odakları. örneğin, geçmişte ferguson’da ayağa kalkanların adeta devamı olarak minnesota’da sokakları dolduranlar. şunun da altını çizmek istiyorum. dünya üzerindeki hegemonya, aynı zamanda içeride de -bizlerin aşina olduğu- baskı mekanizmalarını güçlendiriyor. göç ve gümrük muhafaza kurumu’nun (ice) son zamanlarda işlediği cinayetler, örneğin dilek doğan’ın öldürülmesini hatırlatmıyor mu size de. bu sertleşme ister istemez bir karşı gücün oluşmasına da sebep oluyor.

üçüncü önemli direnç noktası, oluşan yeni kutuplar. abd askeri güç konusunda dünyada rakipsiz ama teknoloji ve ekonomik gücü, yukarıda da değindiğim gibi çin’in tehdidi altında. yemen, iran, filistin ve tabii ki küba abd politikalarının hedefinde ve aynı zamanda birer direnç odağı. venezüella’nın rehin alınan devlet başkanı maduro’nun geçen yıl aksa tufanı’nın yıldönümünde filistin’e destek mesajı yayımlaması da tabibi ki tesadüf değil. 

bütün dünya, halkların ve muhalefetin bütün ihtiyaçları, bütün imkânları bunlardan ibaret değil tabii ama dünyanın düzenini ve bu düzen içindeki gelişmeleri anlamlandırmaya çalışırken temel eksenin tek kutupluluk olduğunu gözden kaçırmamak gerek. anlamlandırmak, zaferin ilk adımı değil, mücadelenin dahi ilk adımı değil. ama bir yerden başlamak gerek, değil mi?


© sendika.org