menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yurtta Barış Dünyada Barış sözü sömürülecek ulusal bir ilke değildir!

13 0
27.02.2026

Samsun Kent Haber köşe yazarı İlteriş Çınaroğlu, Atatürk'ün Yurtta Barış Dünyada Barış' sözü ile ilgili yazdığı köşe yazısında,  "Yurtta Barış Dünyada Barış" sömürülecek ulusal bir ilke değildir" dedi.

Arapça 'istismar', Türkçe 'sömürü. Çağımızın önemli kavramlarından birisi. Çocuk sömürüsü, ekonomik sömürü, hukuk sömürüsü, din sömürüsü toplumları her dönemde etkileyen kavramlar olmuşlardır. 

Bir çok strateji uzmanının 21'inci yüzyılın 'kavramlar savaşımı' olacağını belirttiklerinden beri, günümüzde hangi kavramların sömürü aracı yapılacağını izliyor, anlamaya çalışıyorum. 

Büyük Ortadoğu Projesi(BOP), dönemin tek hegemon gücü, ABD tarafından uygulanmaya başladığında El-Kaide, IŞİD, El Nusra, PKK, YPG gibi örgütlerin terör eylemleri için,  'Vekalet Savaşları' kavramının kullanıma sürüldüğüne tanık olduk. Çok kutuplu yeni yeryüzü düzeni, oluşurken uluslar savaşımında hangi kavramların üretilip kullanılacağını da göreceğiz. 

Son yıllarda bir bölüm çevrelerce sömürülen bir kavram da 'Yurtta Barış Dünyada Barış'

Bilindiği gibi bu söz Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün. 

20 Nisan 1931 tarihindeki seçim bildirgesinden; "CHP’nin müstekar (değişmez) umumi siyasetini, şu kısa cümle açıkça ifadeye kafidir zannederim; Yurtta Sulh, Cihanda Sulh için çalışıyoruz." 

Bu ilke 1961, 1982 Anayasalarında Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika ilkesi olarak onaylanmıştır. 

Bu kavramın anlamını Atatürk’ün kutlu Söylev’indeki şu sözleriyle kavramalıyız: 1. "Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milli hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak! İşte daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar bu karar olmuştur. Bu kararın dayandığı en güçlü muhakeme ve mantık şuydu: Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, istiklalden yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak, mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez. O halde, ya istiklal ya ölüm!"(Nutuk, Atatürk Araştırma Merkezi, Sf. 9-109 2. 

Bu kavramın anlamını Atatürk’ün kutlu Söylev’indeki şu sözleriyle kavramalıyız: 1. "Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milli hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak! İşte daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar bu karar olmuştur. Bu kararın dayandığı en güçlü muhakeme ve mantık şuydu: Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, istiklalden yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak, mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez. O halde, ya istiklal ya ölüm!"(Nutuk, Atatürk Araştırma Merkezi, Sf. 9-109 2. 

"Çeşitli sebeplerle, Suriye'den başka, bu adı geçen illeri işgalleri altında bulunduran Fransızların da, bizimle anlaşma eğiliminde oldukları anlaşılıyordu.

"Çeşitli sebeplerle, Suriye'den başka, bu adı geçen illeri işgalleri altında bulunduran Fransızların da, bizimle anlaşma eğiliminde oldukları anlaşılıyordu.

Fransız hükümeti, eski bakanlardan Mösyö Franklin Bouillon’u önce gayri resmi olarak, Ankara’ya göndermişti. 9 Haziran 1921 tarihinde Ankara’ya gelen Mösyö Franklin Bouillon ile Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey ve Fevzi Paşa Hazretleri’nin de katılmasıyla, bizzat iki hafta süren görüşmeler yaptım. Mösyö Franklin Bouillon, ilkeler üzerindeki tartışmanın güçlüklerini ileri sürerek, Sevr Anlaşması’nın bir oldu bitti olarak, ortada bulunduğunu söyledikten sonra, Londra’da Bekir Sami Bey’le Mösyö Briand’ın yaptıkları anlaşmayı temel almanın ve bu anlaşmanın Misak-ı Milli’ye aykırı olan, noktaları üzerinde tartışmanın yerinde olduğu görüşünü savundu. Ben verdiğim cevaplarda dedim ki:  "Eski Osmanlı İmparatorluğu’ndan yeni bir Türk Devleti doğmuştu. Bunu tanımak gerekir. Bu yeni Türkiye, her bağımsız devlet gibi haklarını tanıtacaktır. Serv Anlaşması Türk milleti için, öylesine uğursuz bir idam kararnamesidir ki, onun bir dost ağzından çıkmamasını dileriz. Bu konuşmamız sırasında bile Serv Anlaşmasını ağzıma almak istemem. Serv Anlaşması’nı kafasından çıkarmayan milletlerle güven temeline dayanan ilişkilere girişemeyiz. Biz, yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir yanlışlığa boyun eğme yüzünden bu vasıflardan yoksun kalmaya katlanamayız. Aydın olsun cahil olsun, istisnasız milletimizin bütün fertleri, belki işin içindeki güçlüğü iyice kavramamış olsalar bile, bugün yalnız bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta, istiklalimizin tam olarak kazanılması ve devam ettirilmesidir. Tam istiklal demek, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel v.b. her alanda tam bir bağımsızlığa ve hürriyete kavuşmak demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklalden yoksun kalmak, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün istiklalinden yoksun kalması demektir." (Nutuk, Atatürk Araştırma Merkezi, Sf. 421, 422,423)        "Yurtta Barış Dünyada Barış" sözü, 1960’lı yıllarda ortaya çıkan 'Hippilerin' "Savaşma Seviş" sapkınlığı ile eşdeğer tutulursa, Türk ulusunun yok oluşuna yol açmak kadar tehlikeli bir sürecin önü açılmış olabilir. 

Atalardan kalıttır; Hazır ol cenge, ister isen sulh-u salah. Bir ulus savaş gücünü yitirdiğinde, tam bağımsızlığını da uluslararası pazara çıkarmış demektir. 

Savunması 'Bedelli Askerlik' ile gözden çıkarılan bir ülkenin, güvenliğindeki yetersizliği; sosyal çözülme, tarihi gerçeklerle çözümleyemedik mi? Arap çöllerinde yitirdiğimiz alp atalarımız için, Anadolu Türklüğünün "Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir" ağıtından ders çıkarmadık mı? 

Rusya-Ukrayna Savaşı’nda, Suriye İç Savaşı’nda korkudan ülkelerinden kaçanları kınamadık mı?       Bir ülkenin kuruluş ilkelerinin sömürülmesi, sosyal yarılmanın nedeni, toplumsal dayanışmanın yağısıdır. Anıtkabir’de Tayyip Erdoğan için slogan atılması ya da KKTC’nin Türk Mukavemet Derneği(TMT)’ndeki Denktaş karşıtlığı, bir kümeye siyasi çıkar sağlayabilir, ancak ulus/devlet varlığında onulmaz yıkımlar oluşturur. 

Sonuç olarak; "Yurtta Barış Dünyada Barış" sömürülecek ulusal bir ilke değildir. 'Barış' kavramını kullanarak tam bağımsızlıktan ödün vermek hiç değildir. Edilgen değil etken bir düşüncenin ulusa, uluslararası ilişkelere duyurusudur. Türk ulusu tam bağımsız değilse, Türk’ün yurdunda barış yoksa, dünya'ya da barış yoktur haykırışıdır. Unutulmamalıdır ki; Varlık değerleri sömürülen bir ulusun 'Sömürge' olması kaçınılmazdır.


© Samsun Kent Haber