Duygular Denizi-2
Hem bazan hababın içine bazı kesif maddelerin karışmasıyla, içindeki güneşçiğin bulanmasına ayrıca ağlıyor. O miskin ebleh, başını bir kaldırıp bakmıyor ki, tâ bütün bu deniz yüzünde ve dalgalarının yanağında ve katrelerin gözbebeklerinde görünen o timsalcikler, öyle bir güneşin envarının müteceddid cilveleridir ki, onun meraya-yı tecelliyatının zeval bulmasıyla; kendisine de zeval rüzgârlarının dokunmasından münezzeh olduğunu düşünebilsin de: Şu görünen firak ve zevallerin kendileri dahi, elem verici birer zeval ve elîm birer firak olmadığını anlasın. Evet o daimî olan cemal; mehasin ve cilveleriyle birlikte, kendi şuûnunun teceddüdü ve aynalarının taaddüdü içinde kemal-i haşmetiyle sabit ve daimîdir. Fakat onun ayna ve mezahirleri ise, vazifelerini yerine getirmek için, oynaya oynaya meydana çıkar, vazifesi tamam olup bitince de, güle güle perde-i hafada kaybolurlar.
“Hem bazan hababın içine bazı kesif maddelerin karışmasıyla, içindeki güneşçiğin bulanmasına ayrıca ağlıyor.”
Burdaki kesafetten kasıt günahlar, gaflet, isyan halleri ile Şems-i Ezelinin tecellisini bulandırmak olduğu gibi, hayat aynasına, hastalık, musibet gibi arızaların gelmesi ile yine varlık ve vücud güneşi zahiren bulanıyor. Günahlar manevi hayat ışığının bulanmasına sebep olan hakiki musibet ve gerçek hastalıklar olduğu gibi; zahirdeki vücuda gelen hastalık ve musibetlerde zahiri vücut ve hayat ışığını bulandıran ve çok insanı ağlatan ve kederlendiren bir durum oluyor.
Fakat suret ve hakikat çoğu zaman birbirinin zıddına işliyor, zahiri vücudun hastalığı gözü gökteki güneşe çevirdiği ölçüde manevi sıhhate yakın oluyor.
Manevi hastalıklar olan günahların verdiği bitmiş ve batmışlık hissi ve mahcubiyet ve hacalette yine aynı şekilde özü güneşe, Rabbimize çevirdiği ölçüde tevbe ile parlamaya, güzel bir kul olmaya vesile oluyor. Nitekim;
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Canım, kudret elinde olan Allah’a yemin olsun........
