İlim Işığı Altında Sevr ve Hut Hadisi-3
Sabır ve Cihad ile Hakk Katında Bilinirlik Kazanma
Soru: (Bu soru akla aittir!) Ankebut sûresi 3. âyette sabır ve cihad meselesine dair bir vurgu bulunuyor. Aynı konudan bahseden Muhammed suresi 31. âyette, hem Âl-i İmran 142. âyette neden zâhir manada “Hatta na’leme’l-mücâhidîne minkum ve’s-sâbirîn” (Tâ ki sizden mücâhid ve sabrediciler kimdir, bilelim) deniliyor. Rabbü’l-âlemîn bilmiyor mu onların mücahid ve sâbir olup olmadıklarını?[1]
el-Cevap: Mülk suresinin 14. âyetinin işâret ettiği üzere Allah'ın ilminin farklı boyutları bulunuyor. Mesela bir çekirdekteki ağacın varlığı proje bazındadır; onun bir manevi hayatı vardır. Bu çekirdekteki ağacı bilmek, gaybdaki ervâhı manevi hayatıyla bilmek “Latîf” ismiyle, ilmin her şeye taallukudur. Fakat o çekirdek açılıp hakiki ve gerçek bir ağaç haline gelirse o ağaç haliyle, onu kudret aynasında gözüken maddeten diri şekliyle, acı duyan ve lezzet alan suretiyle onu bilmek ise, “Habîr” ismiyle ilmin her şeye taalluku ve alâkasıdır. Habîr ismi potansiyeller için kullanılmaz; Latîf ismi de, bilfiil haller için kullanılmaz. Gayb âlemi daire-i ism-i Latîf, şehadet âlemi ise, daire-i ism-i Habîr'dir. Bu çerçevede Kur’anın da bildirdiği üzere iman ettim diyen “çekirdek” olur; kalbinde kâinatın ruhunu taşır. Rabbü’l-âlemîn bu noktada der: “Madem ben sonsuz güzellikleri kalbimde taşıyorum diyorsun, o halde bunu isbat et! Göreyim seni sözünde sâdık mısın, yoksa yalancı mı? ‘Her ağacım’ diyen ağaç olamaz. Bakalım sen ağaç olabilecek misin? O ruh çekirdeğini bir zeytin ve incir ağacı haline getirebilecek misin?”[2]
Hatta Âl-i İmran 142. âyet çok ilginç bir benzetme yapıyor: “Çekirdek, içindeki ağacı açamaz ve kurursa, odun parçası olur. Odunlar gibi cansızlar ise Cehenneme yakıt olur. Münafıklar gibi... O çekirdeği sabır ve cihad ile yeşertenler ise, fidan ve ağaç olurlar. Onlar diridirler. Ağaçlar ise, bahçeye dikilirler.” Cennet, kelime kökü itibariyle, gizli, gözle görülemeyen saklı bahçe demektir. “Böyle yeşermeden, yeşertilmeden nasıl ve hangi akla uyarak Onun gizli bahçesi olan semavi Cennetin, o Arz-ı Mukaddes’in kapısından içeri girebileceğinizi zannediyorsunuz. Nasıl böyle bir hesaba girişiyorsunuz?” diyor. Bütün sabır ve cihad âyetlerinde önce cihad kullanılır sonra sabır...
Diğer boyuttan bakılırsa çekirdek ve gayb âlemi, “huzûrî ilim” dairesidir; ağaçlar ve şehâdet âlemi “şuhûdî ilim” dairesidir. Huzûrî ilim dairesinde, kul iradeleri fiilen zuhur etmediği ve tahakkuk etmediğinden orası “dâire-i imkân” olur ve her kul için dâire-i imkânda, hadiste bildirildiği üzere, Cennet ve Cehennem’den birer menzili vardır.[3] Fakat şuhûdî ilim dairesinde, kul iradeleri fiilen zuhur ettiği ve tahakkuk ettiğinden “dâire-i vücûb” olur ve her kul, kendisi için mümkün olan Cennet ve Cehennem ihtimalinden birini, tercihleriyle “vâcib” hale getirir. Bu noktada kulların iradelerinin zuhur etmiş hâlini bilme ile ilgili ilim sıfatı tecellisine dayanan Habîr ismi âyette, “Hatta na’leme’l-mücâhidîne minkum ve’s-sâbirîn…” şeklinde ifade edilmiştir.
İlâhî ilmin zamansızlığı çerçevesinden meseleye bakıldığında bütün geçmiş ve gelecek kul iradeleri zuhûrunun şuhûdî ilim dairesinde “taayyün” ü ve kul hüviyetlerinin belirmesi şehâdet âlemlerinde olduğundan ve olabildiğinden, hem şuhûd hakikati hakka müteveccih olduğundan, hem bir kul kendi iradesinin tecellisiyle hakka’l-yakîne erişebildiğinden ve her şeyi hak edebildiğinden tefsir âlimleri bu âyeti “bilelim” şeklinde değil de “görelim” olarak tefsir etmişlerdir. Bu çerçevede bakılırsa Muhyiddîn-i Arabî’nin bahsettiği “a’yân-ı sâbite” kavramı, hilkat öncesi boyutta değil hilkat sonrası süreçte tahakkuk etmektedir, diyebiliriz. Üstad Bediüzzaman’ın Ta’likat isimli eserinde tesbit ettiği üzere “Taayyün, hüviyeti de içerir.”[4] Hüviyet ise ancak iradelerin zuhuruyla tahakkuk eder. Hz. Peygamber’in (SAV), İslam öncesi dönemde sevgili amcası ve kapı komşusu olan Ebu Utbe Abdüluzza b. Abdülmuttalib’in, yeğeni Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib’e Kur’an nüzul etmeye başlayınca yanlış tercihleriyle İslam düşmanı olarak taayyün etmesi ve “Ebû Leheb” (Cehennemin babası) hüviyetini kazanmasında görüldüğü üzere…
Gayb âlemi daire-i hakikat ve bir açıdan daire-i “suret” ve daire-i ism-i Musavvir’dir; şehadet âlemi ise daire-i hakk ve bir açıdan daire-i “hüviyet” ve dâire-i ism-i Hüve’dir. İbn-i Arabî, İlâhî ilimde imkân bazında her şeyin sâbit ma’lumiyyetini “a’yan-ı sâbite” olarak........
