İzah isterim
Tesadüfün yeri yok...
İzah ihtiyacı, bu dünyada hayattar olduğumu bana hissettiren en temel şuurlu taleplerden biridir. “İzah isterim” demek; yalnızca bilgi istemek değil, varlığın arkasındaki mânâyı aramak, görünenle yetinmeyip kasdı sormaktır. Bu talep, insanı eşya karşısında edilgen bir seyirci olmaktan çıkarır; onu bütünün şuurlu bir parçası hâline getirir.
İzah isteklerim mevzularda alakadarlığımı arttıran bir etken gibi.
Risale i nur bana bu farkındalığı kazandırıyor. “İzah isterim” cümlesi hayattarlığımı hissettiren, şuurlu bir kavram.
İsteklerin anlaşılır olması lazım gelir.
Dünya misafirhanesine, hiçlikten gelip hiç gitmeyecek zannı ile oluşan isteklerimizin altı bu kavram ile dolu değildir.
İzah isterim ile içi doldurulması gereken hakikatlerle hadiseler anlamsız değil, varlık başıboş değil aynı şekilde benim varlığım da izahsız bırakılabilir bir tesadüf değildir.. Nedensellik, hikmet ve kasıt o boşluğu doldurmak zorunda kalır.
Madem, cansız şey izah istemez. Aynı dağlar gibi veyahut dimağını başkasının cebine koyan gibi.
İzah istemek talebi, sebep–sonuç arasına şuurlu arayışla, görünenle yetinmeyip mana talep etmek, eşyayı değil, eşyanın arkasındaki kasdı sormakla bütünün bir parçası olduğunu hissettirmesiyle firak elemini azaltıyor.
Niçin böyle? bunların arkasında ne var?” bana neyi bildiriyor? gibi suallere cevab aramakla kendi ne bir yolculuk yaptırır.
Bu olaylar kendi kendine teşekkül edemez bu nizam başıboş olamaz gibi farkındalıklar nihayetinde bu benlik kendine ait olmadığını netice verir.
Demek camid unsurlar, hayattarlara kesif bir ayine olmak cihetiyle vücud aleminde vazifedardırlar.
Evet dağ gibi camid bir kütleyi sorgulayıp izah istemem, benliğime, hayattar olduğumun farkındalığını kazandırıyor.
Hadi soralım Dağa;
Vazifen ve keyfiyetin nedir. O da Risale-i Nurdan diyecek ki;
“Hem, bu dünya hanında misafir yolcular için koca dağları levazımatlarına ve istikbaldeki ihtiyaçlarına muntazam ihtiyat deposu ve cihazat anbarı ve hayata lüzumu olan çok definelerin mükemmel mahzeni olmak cihetinde işaret, belki delâlet belki şehadet eder ki…” (Şuâlar)
Evet dağ; şuursuz, iradesiz, hayatsız, sebep kuramaz, kendine fayda sağlayamaz. Lakin; yeryüzünü dengeler, suyu tutar, minerali depolar, iklimi tanzim eder. Bu cihet le dağdan “ilim” aramaya gerek yoktur, çünkü; dağın tercihi yok, öğrenmesi yok, adaptasyonu yok.
Bu cihetle; dağ, sebepler arkasına saklanamayan bir fiildir.
Bu işler isaret ediyor ki; kör tesadüfe yer yoktur. Doğrudan kudret.
Bu cihetle; Dağlar, kudretin saf ve yalın aynasıdır.
Şimdi ise misal daglar........
