menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mehdi sahiden Kur'an'da geçmiyor mu?

25 50
14.02.2026

'Mehdi' bizim umudumuzdur. Kim onu inkâr ederse 'ümmetin umuduna kastetmekle' onu itham ederiz. Evet. Birşeyin sahtelerinin bulunması gerçeğini gözden düşürmez. Kimse, sahte doktorlar var diye, doktora gitmeyi bırakmaz. Tıbbı inkâr etmez. Tabâbete zulmetmez. Herşey, kendi gerçeğine yaslanır, 'sahtesinin olmaması' imkansızlığına değil. Hem zaten, mehdi, önce 'icraat' sonra 'isim'dir. Sahtekârların sandığı gibi önce 'isim' sonra 'icraat' değildir. Belki hakiki makamı herkesçe bilinmeyecektir zaten.

Gizli kalacaktır. İsmine dair hiçbir iddiası bulunmayacaktır. Fakat icraatıyla ümmetten tasdikini alacaktır. O halde cin olmadan adam çarpmaya çalışanların yalanıyla mehdi yargılanmaz. Mehdiyet bir kanundur. Nübüvvet gibi bir kanundur. Hatta nübüvvetin alt kanunudur. Hadiste de buyrulmuştur: "Âlimler peygamberlerin vârisleridir." Cenab-ı Hak, nasıl ki, her zamana/ümmete peygamberler eliyle hidayetini bildirmiştir. Hiçbir zamanı/ümmeti sahipsiz bırakmamıştır. (Buna inanmak imanın altı temel rüknünden birisini oluşturur.) Aynen öyle de: Nübüvvete, Aleyhissalatuvesselam Efendimizle hâtem çekildikten sonra, ümmet-i Muhammed'i yine sahipsiz bırakmayacaktır. Tutunacakları dalı gönderecektir. İzleyecekleri denizfenerini yollayacaktır. Her zamanda farklı mesleklerden, meşreplerden, makamlardan mehdi-misal mürşidler gelecektir-gelmiştir. İrşad kanununun, hidayet kanununun, istikamet kanununun hep tekrar eden tezahürüdür bu. O salihlerin faziletli adlarını anmakla bile ümmetin üzerine nur yağar.

Bediüzzaman Hazretleri bir yerde bu hususa şöyle dikkat çeker:

"Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın istikbalden haber verdiği bazı hâdiseler, cüz'î birer hâdise değil, belki tekerrür eden birer hâdise-i külliyeyi, cüz'î bir surette haber verir. Halbuki o hâdisenin müteaddit vecihleri var. Her defa bir vechini beyan eder. Sonra râvi-i hadîs o vecihleri birleştirir. Hilâf-ı vaki gibi görünür. Meselâ, Hazret-i Mehdi'ye dair muhtelif rivayetler var. Tafsilât ve tasvirat başka başkadır. Halbuki, Yirmi Dördüncü Sözün bir dalında ispat edildiği gibi, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, vahye istinaden, herbir asırda kuvve-i mâneviye-i ehl-i imanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hâdiselerde ye'se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i imanı mânevî raptetmek için Mehdi'yi haber vermiş. Âhirzamanda gelen Mehdi gibi herbir asır, Âl-i Beytten bir nevi mehdi, belki mehdiler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beytten mâdud olan Abbasiye hulefasından, büyük Mehdi'nin çok evsâfına câmi bir mehdi bulmuş. İşte, büyük Mehdi'den evvel gelen emsalleri, nümuneleri olan hulefa-i mehdiyyîn ve aktâb-ı mehdiyyîn evsafları, asıl Mehdi'nin evsâfına karışmış ve ondan rivayetler ihtilâfa düşmüş."

Biz böyle hakikatlerden bahsettiğimiz zaman umudumuza kastedenlerden şöyle itirazlar geliyor: "Mehdi Kur'an'da geçmiyor." Bununla kastettikleri aslında şu: "Mehdi Kur'an'da sarahatle geçmiyor." Bununla demek istedikleri de aslında şöyle: "Biz Kur'an'ı açtığımız zaman yanan neon lambalarıyla 'Mehdi gelecek!' yazısı bulamıyoruz." Evet. Bunların Kur'an'dan, Kur'an'da geçmekten, Kur'an'daki sarahatten anladıkları budur: Mushafın kapağını açacaklar. O anda disko topları........

© Risale Haber