menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Domuz yağından pastayı hilal şeklinde süslemek

3 0
latest

"Cumhur-u avama müteveccih olan bir fikir kudsiyet almazsa söner. O desatire kudsiyet verecek iki muazzam rakîb din var. Şu keskin fikir, gözünü açtığı vakit, hasmını ve hasmının elindeki silâhını Hıristiyanlık dini bulmuştur. Öyleyse o fikir kudsiyet almak için İslâmiyete dehalet etmeye mecburdur." İlk Dönem Eserleri'nden...

Bir tartışmayı doğru kavramlar üzerinden yürütmediğinizde yolunuz bir türlü doğruya çıkmıyor. Yeni anayasa tartışmalarını da doğru ıstılahlar üzerinde yürütmeye ihtiyaç var bence. Birinci adım: Türkiye'nin 'sivil bir anayasaya' ihtiyacı yok. Ya? Şer'-i Şerif merkezli bir anayasaya ihtiyacı var. Bu anayasanın sivil olması da şart değil. Sivil olmasını neden anıyoruz peki? Çünkü demokratik bir ülkede demokrasiden başka bir yolla anayasa değiştirmek mümkün değil. Aslında mümkün de... Bu yol sistemin kendisine göre illegal sayılıyor. Şimdiye kadar yönetildiğimiz darbe anayasalarının hiçbiri sivil değildi mesela. Fakat şu günlere onlarla geldik. Bir şekilde varoluşumuzu sürdürdük. İyi günler geçirmedik doğrusu. Fakat yokolmadık da.

Ben, standart bir sünni müslüman olarak, anayasanın nasıl bir yolla 'geçerlilik' kazandığından ziyade, o anayasanın İslam'la ilişkisi üzerine yoğunlaşmam gerektiğini düşünüyorum. Zira 'demokratiklik' veya 'siviliyet' en azından manevî sahada benim için yeterli meşruiyeti oluşturmuyor. Türkiye'de "Faiz serbest mi olsun yasak mı?" diye referandum yapılsa; referandum sonucunda da, muhtemeldir ya, "Serbest olsun!" seçeneği daha yüksek oy alsa; bu karar sapına kadar 'demokratik' olur ama bu demokratiklik onun haramlığını değiştirmez. Çünkü haramlar-helaller halkın oyuyla belirlenmez. Onları belirleyip bize haber veren Cenab-ı Haktır. Ve hakikat ancak Hakkın buyurduğu şekilde sabit olur. En azından müslümanlar için itikad sahasında bu böyledir. Bir müslüman, ne denli sivil görünürse görünsün, harama 'Helaldir!' diyemez.

Halkın yüksek oranda İslam kodlarını koruduğu bir sosyolojide 'dindarlık' ile 'demokrasi' birbirine yakın görünebilir. Hatta, Türkiye gibi misallerinde, demokrasi savunusu otoriter-totaliter rejime karşı mücadele etmenin silahlarından birisi gibi istimal de edilebilir. Ancak, bu silahın kendi ayağımıza sıkmaması, sonuçların yine İslamiyete doğru götürür şekilde çıkmasıyla mümkün olur. Sözgelimi: AK Parti, sözcüsü Ömer Çelik'in mükerreren beyan ettiği gibi, laikliği muhafaza ederek yeni bir anayasa yapacaksa, bu anayasa teklifine müslümanların 'acaba' demek hakkı vardır. Çünkü siviliyet silahının istimali bu defa karşı tarafın altını oymaya değil tahkim etmeye yaramıştır. Yani, şimdiye kadar zorba rejimin dayatmasıyla uygulanan laiklik, görece dindar bir hükümetin manipülasyonuyla, artık 'sivil' bir mahiyet de kazanabilir. Bu mahiyeti kazanması dindarlar için elbette bir kazanç olmaz. Düpedüz kendi ayaklarına sıkmak olur. Zira artık laiklik 'zorba rejimin dayatmasıyla' değil, bizzat........

© Risale Haber