"Seni aldatan nedir, ey insan?" (2)
Bu çağrının kalbine doğru ilerlediğimizde, sûrenin en yakıcı sorusuyla karşılaşırız: “Ey insan! Seni, ihsanı bol Rabbine karşı aldatan nedir?” Bu soru, modern çağın tam merkezine oturur; çünkü modern insanın aldanma biçimleri çoğalmış, incelmiş ve gündelik hayatın içine görünmezce karışmıştır. İnsan bazen konforu ölçü zanneder: “Hayatım iyi gidiyor; demek ki doğru yoldayım.” Oysa nimet, her zaman “onay” anlamına gelmez; çoğu kez imtihandır, sorumluluktur ve şükür ister. İnsan bazen ertelemeyi güvenlik zanneder: “Daha var; sonra düzeltirim.” Oysa insanın “sonra” dediği şeyin garantisi yoktur. İnsan bazen kalabalığın onayını hakikat zanneder: “Herkes böyle yaşıyor; normal olan bu.” Oysa çoğunluk, hakikatin ölçüsü değildir. İnsan bazen aklını putlaştırır: “Ben kendim hallederim.” Oysa akıl, büyük bir nimettir ama tek başına her şeyi kuşatan bir ilah değildir. Sûre, bu aldanmaların karşısına yaratılış delilini koyar: Seni yaratan, ölçüyle düzenleyen, seni dengeli kılan, seni dilediği biçimde bir araya getiren Rabbine karşı bu gafletin kaynağı nedir? Bu soru, insanın kendini........
