menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'İşte öyle bir şey…'

15 0
04.08.2026

Müthiş bir aşk hikâyesidir bu…

Ama dillere destan olmuş her aşkta olduğu gibi bu da kırık bir hikâye…

Şiirlere sızmış, şarkılara dökülmüş, perde gerisindeki bazı ayrıntılarını bilmiyor olsak da sırf sahneye yansımış ezgileriyle kim bilir kaç aşığa ‘Hah, benim içimi yakan karasevda da işte böyle bir şey’ dedirtmiş bir hikâye…

Can Dündar’ın 2003’te önce belgesel olarak hazırladığı, 2006’da ise kitabını yazdığı  ‘Yüzyılın Aşkları’ dizisinde çok çarpıcı bir anlatımla hikâyeden efsaneye dönüştürdüğü, kelimenin tam anlamıyla ‘anıtlaştırdığı’ bir aşk bu…

Belgeseldeki -ve sonrasında kitaptaki- 25 aşk içerisinde en etkileyicisi ve fakat en acıklı sonlananı belki de…

Ercüment Ekrem Talu’nun torunu ve Recaizâde Mahmut Ekrem’in torununun kızı... Edebiyatçı bir aileden geliyor yani. Filoloji eğitimi almış, bir özel okulda 17 yıl İngilizce öğretmenliği yapmış...

Mutsuz bir evlilikten sonra, şarkı sözü yazarlığına başlamış...

Sonra kader, karşısına 24 yaşında bir kimya mühendisini çıkarmış…

Tanıştıkları yıl Çiğdem 36 yaşındaymış…

Sevgilerinin derinliği, en çok sevdikleri işte de onları birlikteliğe sürüklemiş. Çiğdem şarkı sözü yazıyor, Melih beste yapıyormuş. Sekiz yıl süren bu ortak çalışma, ortaya 270 şarkı çıkarmış.

Hem de öyle sıradan şarkılar değil, birbirinden etkileyici başyapıtlar:

Söyle Canım, Sevdan Olmasa, İçimdeki Fırtına, Bir de Bana Sor ve özellikle de ‘İşte Öyle Bir Şey’…

Melih Kibar, bu hikâyeyi dostlarına anlatırken ‘Biz öyle görür görmez âşık olmadık birbirimize; bu, usul usul, içten içe........

© Pusula Gazetesi