Türkçe, Türklerden Çekmeye Devam Ediyor
Ana dili haricinde bir dili kullanan kişilerin sayısı, dilin kelime ve kavram zenginliği, soyut ifadelerin oranı, o dilde eski ve yeni dönemlerde yazılmış eserlerin sayısı, dilbilgisi kurallarının mantığı ve işlevliği gibi unsurlar o dilin gelişmişliğinin ölçütleri arasında yer almaktadır.
Türkçemiz bu ölçütlerin bazılarında yeterli olsa bile, bazı durumlarda istenilen seviyede değildir. Bunun böyle olmasında geçmişten gelen ve günümüzde hâlen devam eden bazı alışkanlıklarımızın etkisi vardır.
Bir milletin dile bakış açısı o milletin dil politikasını belirlemektedir. Bu politikalar zamanla dil ile onu konuşan bireyler arasındaki duygusal bağı oluşturmaktadır. Dile, dışarıdan ziyade içeriden hatta onu sevdiğini ve korumaya çalıştığını iddia eden kişilerden darbe gelmiştir.
“Uydurukça” “uydurma kelimeler” “Türkçe ezan” ifadeleri geçmişte ve günümüzde Türkçeye zarar veren ve Türkçenin hem gelişimini hem de itibarını zedeleyen kavramlar olmuştur.
Geçmişte “Tek parti” hükümetinin “tasfiyecilik” adı altında Arapça ve Farsça kelimeleri atarak onların yerine yeni kelimeler üretme gafletine düşmesi ve ezanı Türkçeleştirmeye çalışması halkın zihninde olumsuz bir algıya dönüşmüştür. Muhafazakâr kesiminin de olur olmaz her ortamda “uydurukça” ve “Türkçe ezan” kavramlarını tekrar tekrar kullanması Türkçenin bağrına bir hançer gibi saplanmaktadır.
Dilin en belirgin vasfı yaşayan, canlı bir organizma oluşudur. Dünyada her an binlerce deney yapılmakta, yeni bilgilere ulaşılmaktadır. Yeni bilgiye ulaşan veya yeni bir eşya üretenler, onlara kendi dillerinden ad vermekteler. Bizlere bu yenilikler, üretildikleri dilin kavramı ile gelmekte, halkımız ithal ettiği yeni aletlere Türkçe isim bulma zahmetine girmemektedir.
Bunda bazı insanlarımızın zihin dünyasında Türkçe ile ilgili bir bilinçlenmenin olmamasının yanında, halkın belleğine yerleşmiş olan “uydurukça” kavramının da olumsuz etkisi vardır. İnsanlar ithal edilen bir nesneye yeni bir ad vermekten kaçınmakta, geçmişte atalarımızın Arapçaya, Farsçaya, Fransızcaya, İngilizceye karşı özenti durumlarına benzer bir anlayışla o aleti üretildiği dildeki kavramı ile tanımlamaya çalışmaktalar.
Hâlbuki dil başlı başına bir uydurmadır. Bir dilin kelime hazinesi kendi dilbilgisi kurallarına göre üretilmiş olan uydurma kelimelerle zenginleşmektedir. İnsanların belirli kurallara bağlı kalarak kelime türetmeleri kötü bir durum değildir. Aksi takdirde bir dilin gelişmesi, zenginleşmesi imkânsız olmaktadır. Dil her an gelişim hâlindedir. Her kelimeye “uydurukça” mantığı ile yaklaşırsak dilimize yeni sözcükler kazandıramayız. Bu uydurma kavramı her milletin zihninde ortak bir bilince dönüşmez ise Türkçe ileride yabancı kelimelerin istilasına daha fazla maruz kalacaktır.
“Türkçe ezan” ifadesi de dilimizin itibarını düşüren bir kavrama dönüşmüş durumdadır. Ezanın geçmişte Türkçe okunması halkın zihninde olumsuz bir hafıza oluşturmuştur. O hata hem ezana hem de Türkçeye büyük zarar vermiştir. Siyasilerimizin geçmişte yapılan bu hatayı bazı ortamlarda durmadan dile getirmeleri, Türkçe için büyük bir talihsizlik olmaktadır.
Geçmişle hafızası daha zayıf olan yeni nesil siyasilerin vebalı bir durumu hatırlatır gibi “Türkçe ezan” diye naralar atıp geçmişe atıf yapmaları, genç neslin zihninde Türkçeye karşı olumsuz bir algının yerleşmesine neden olmaktadır. Bu söylemlerle devamlı karşılaşan yeni nesil, “Türkçe nasıl bir dil ki onunla ezan okuyan bir kişi doğrudan cehennemlik olmaktadır” algısına kapılmaktadır. Hâlbuki bir dil için en büyük talihsizlik onu kullanan genç neslin ona karşı küçümseyici bir yaklaşımda bulunmaları olmaktadır. Bundan altı yüz yıl önce Kaygusuz Abdal, Cebrail’in Türkçe konuştuğunu iddia ederken bizim her fırsatta Türkçeyi küçük düşürücü söylemlerde bulunmamız dilimiz için büyük bir talihsizliktir.
Bu anlayışla dilimize hem yeni kelimeler kazandırmada, hem de onu genç nesillere sevdirmede sorun yaşamaktayız. Unutmamalıyız ki bir dil, kavram bakımından yeteri kadar gelişmemiş ise bu suç dilin değil, o dili kullanan milletlerin ayıbıdır. Bu ayıbımızı dilimizi suçlayarak ortadan kaldıramayız. Maalesef Türkçemiz Türklerden eziyet çekemeye hâlâ devam etmektedir.
