OSMANLI'DAN GÜNÜMÜZE EKONOMİK KUŞATILMIŞLIK
16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu hemen her alanda; sanayi, bilim, sanat, teknoloji alanlarında ya batının seviyesinde veya üzerindeydi. 18. ve 19. yüzyıllarda ise batı Avrupa sanayi devrimini gerçekleştirerek birçok alanda makinalı üretime (kitle üretimi- yığın üretim) geçmiştir. Osmanlı devletinin bu devrimlerin dışında kalması ve aynı dönemlerde Osmanlı’nın geleneksel kurumlarındaki bozulma sonucu dinamizmini kaybetmesi siyasi, ekonomik ve askeri güç dengesinin Osmanlı’nın aleyhine batı ve Rusya’nın lehine dönüşmesine sebep olmuştur.
Batı (Avrupa ve ABD) sanayi ve ekonomik üstünlüğü eline geçirince Osmanlı’yı ve diğer ülkeleri nasıl kuşatmıştır?
Gelin sanayi devrimi ile başlayalım. Sanayi devriminin başlangıcı James Watt’ın buhar makinesini geliştirip üretim sürecine sokmasıyladır. Sanayi devriminin başlangıcı için değişik tarihler verilse de hepsinin yer aldığı aralık 1760-1780 dönemidir. Bu tarihlerde kol gücü yerine makine kullanılınca, makinayı icat eden başta İngiltere ve sonraları da Avrupa devletlerinde büyük bir üretim atağı başlıyor. İşte ekonomik kuşatılmışlık süreci de bu üretim artışı ile başlıyor. Nasıl peki?
Ekonomi bilimi ile az teması olanlar şu bilgiye sahiptirler. Ekonominin bir bilim olarak ortaya çıkması 1776 yılında Adam Smith tarafından yazılan “Milletlerin Zenginliği” adlı eserle olmuştur. Bu eser ile kurulan ekonomik sistem neyi savunuyor? Günümüzde herkesin ismini bildiği “serbest piyasa ekonomisini”.
Bu sistem özet olarak neyi savunmaktadır? Herkesin serbestçe üretip satmasını, hiçbir engelin olmamasını. Sizce sanayi devriminin başlangıcı ile serbest piyasa ekonomisinin ortaya çıkışlarının aynı tarihlere denk gelmesi ilginç değil mi?
Şimdi soru şu; serbestçe alıp satma işinde kârlı kim çıkacak? Tabii ki makineyi kullanan ve ihtiyacından fazla üreten batı. İşte batının Osmanlı’yı ve diğer ülkeleri ekonomik kuşatmışlığı bu süreçle başlamaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu sanayideki gelişmelerin gerisinde kalınca, o gün bu gündür kuşatılma süreci maalesef devam etmektedir. Şimdi aradaki temel dönemlerdeki önemli kuşatılmışlık durumlarına kısa kısa bakalım.
1838 tarihli Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması (tarihteki meşhur ismi ile Balta Limanı Antlaşması) sadece bir maddesini vereyim. Diğer maddelerine siz okuyucularımız bakabilir.
“Antlaşma Osmanlı İmparatorluğunun tümünde uygulanacak ve sonsuza kadar yürürlükte kalacaktır”.
1838 antlaşması, Osmanlı Devletini batılıların bir açık pazarı yapmıştır. Türkiye Antlaşmadan hemen hemen bir asır sonra (91 yıl), 1929 da gümrüklerine hâkim olabilmiştir.
Belirtilmesi gereken ikinci bir kuşatma yöntemi borçlanma iledir. Osmanlı İmparatorluğu ilk dış borcunu Kırım Savaşının finansmanı için 1854 yılında İngiltere’den almıştır. 1854-1877 arasında 228,1 milyon borca karşılık, taahhüt 344,3 milyon olarak gerçekleşmiştir. Her alınan borç için bir bölge veya vilayetin geliri karşılık gösterilmiştir. Borçlanmanın sonucunda,10 Teşrinisani (Kasım) 1879’da “Rüsum-u Sitte İdaresi” ve 20 Kânunievvel (Aralık) 1881’de Muharrem kararnamesi ile “Düyun-u Umumiye İdaresi”nin kurulması olmuştur ki bunlarla İmparatorluk iflas etmiştir.
Cumhuriyet döneminde ise, Atatürk Dönemi sonrası kuşatma faaliyeti IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla devam ettirilmiştir. IMF ve Dünya Bankası kurulmadan önce Cumhuriyet 1942 tarihli Varlık Vergisi gibi uygulamalar ile kendi sermayedarını oluşturma çabaları göstermiştir. Ancak hem iç hem de dış baskılar ve yöntem yanlışlıkları yüzünden etkinlik olduğu söylenemez. Dünya Bankası ve IMF Türkiye gibi ülkelerin üzerinde tam bir kontrol ve baskı aracı olarak kullanılmıştır. Neyse ki 2013 yılında bu kurumlar ile borçlanma ilişkisinin bitirilmesi önemli bir adım olmuştur. Türkiye ile 19 kez stand by anlaşması yapan bu birimlerin uygulamasını 2001 yılında ozan Yener Yılmazoğlu şöyle ifade etmektedir:
Marklı ağa oldu dolarlı paşa
Borsa dibe vurdu, liraysa tuşa
Kottarelli arka çıktı bu işe
İMF’nin parmağı da var biraz
IMF ve Dünya Bankasının bir kuşatma ve sömürme aracı olarak kullanıldığını anlamak için okuyucular Joseph Stiglitz’in “Küreselleşme Büyük hayal Kırıklığı” ve “Eşitsizliğin Bedeli” eserlerini okuyabilirler.
Günümüzde devam eden kuşatma sürecini ise yine Joseph Stiglitz’in “Eşitsizliğin Bedeli” eserinden aldığımız alıntı ile bitirelim.
“Dünya nüfusunun % 50'si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin %1'ine sahip. Dünya nüfusunun en zengin %1'i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin %50'sine sahip.
Ben Kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım. “Amerikalıların %85'i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor (Trump seçildi işte!). Amy Winehouse gibi bağımlılara acırken, hepinizin birer bağımlı olduğunu unutmanız ne kadar komik! Zavallı tüketim bağımlıları...”.
Kuşatma artık ekonomik olmanın yanında toprak kuşatmasına da evrildi! İslâm coğrafyası kaybettiği aklını başına almadıkça, mezhep yobazlığına devam ettikçe “kan emici kudurganlar” her türlü kuşatmaya devam edeceklerdir.
