menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran denkleminde Kürtler nereye düşüyor?-2

21 0
19.03.2026

Ekranın eli sopalı uzmanlarından bu gerçekleri duyamıyoruz elbette. Bu uzmanların bir kısmının emekli asker, emekli büyükelçi olmaları ayrı bir garabet. Şimdi İran’da kara gücü olacak dedikleri PKK ve türevlerinin Suriye’de hızla kaybetmeleri dahi dikkate alınmamış.   

Dr. Dünya Başol, “Urmia Gölü bölgesinin kuzey kesimlerinde, esasen Türk sınır şeridinde, Kürt çoğunluğa sahip kasaba bulunmamaktadır. Üç ana şehir olan Hoy, Maku ve Urmia karma nüfusa sahip olmakla birlikte, hem ekonomik hem de demografik olarak baskın bir Türk nüfusuna sahiptir. Özellikle Urmia, 1990'ların sonları ve 2000'lerin başlarında Molla Heseni döneminden bu yana önemli etnik gerilimler yaşamıştır. Şeridin geri kalanı çoğunlukla dağ köylerinden oluşmakta olup, özellikle Yukarıkova'da (Gewer) bu sınır ötesi aşiret bağları özellikle güçlüdür ve Türk tarafındaki Kürtlerle güçlü aşiret ve sınır ötesi bağları bulunmaktadır.

Irak'ın aksine, Türkiye'nin, özellikle PJAK olmak üzere Kürt silahlı gruplarının sınır bölgelerinde ve Urmia çevresinde gerçekleştirdiği saldırılar göz önüne alındığında, hızla bir tampon bölge oluşturmak için geçerli bir gerekçesi var; zira oradaki dağ sıraları Irak'takilere göre daha az zorlu.”

Başol, aralarında birlik yok!

Dr. Başol başka bir noktaya işaret ediyor ve aralarında birliğin bulunmadığını vurguluyor. Başol, “Kürtlerin birliği de ayrı bir mesele. Kendi aralarında birçok kez çatıştılar ve şu anda dış bir güce karşı birleşmiş olsalar da, hedeflerine ulaşmak için gerekli deneyime ve insan gücüne yalnızca PJAK sahip. Yine de PJAK, diğer İran Kürt hareketlerine göre bir nevi "dışarıdan" bir parti. Suriye'de PDK-S'ye yaptıkları gibi, diğer tüm partileri hızla dışlayabilirlerdi, ancak yerel halk Dr. Ghassemlou'nun hatırasına o kadar derin bir saygı duyuyor ki, Suriye'de felakete yol açtığı görülen PJAK'ın ideolojisini kabul etmeyecekler.

Dahası, İran Kürtleri, hatta kırsal kesimdeki köylüler bile, Türkiye, Suriye ve Irak Kürdistanı'ndaki PDK bölgelerindeki kırsal Kürt milliyetçiliğinden belirgin şekilde farklı bir zihniyete sahiptir. En yakın paralellik, PUK'un Süleymaniyesi'dir. Bu zihniyet, ilkel unsurlar içeren kırsal milliyetçiliğe veya sınırları olmayan tüm ulusların kardeşliğini isteyen tuhaf ekolojik-demokratik anarşist sisteme değil, daha çok entelektüel ve aydınlanmış bir solculuğa dayanmaktadır.

İran’dan korkuyorlar!

İran, Sovyet Rusya’nın desteğiyle kurulan, Rusların çekilmesiyle birlikte çöken Mahabat Cumhuriyeti’ni kuran aşiret yöneticilerini idam etmiştir. Dr. Başol, Kürtlerin İran’dan korktuklarına vurgu yaparken, tarihi gerçekliğe de işaret ediyor olmalı.

Başol, “Son olarak, Irak Kürt partilerinin İran ile, Kaçar dönemine kadar uzanan, çok uzun süreli ilişkileri vardır. İran'dan korkulmaktadır ve Irak Kürtleri, silahlı hareketleri ve Tahran arasındaki ilişkiler, Ankara ile olanlardan her zaman daha gergin olmuştur. Türkiye sert bir güçtür, ancak İran'ın çok daha derin kökleri, bağlantıları ve diplomatik erişimi vardır ve Irak Kürdistan'ının her damarı yüzyıllardır İran etkisinden şekillenmiştir. PUK ve KDP'den, tarihsel olarak sorunlu ilişkileri olan İran Kürt partilerine saldırmalarını veya lojistik destek sağlamalarını istemek ve ikna etmek kolay bir iş değildir.

Bir kez daha belirtmek gerekirse, Mukriyan, tıpkı Türkiye'deki Botan bölgesi ve Irak'taki Ravanduz-Bradost hattı gibi, İran'daki Kürt milliyetçiliğinin her zaman merkezi olmuştur; ancak İran Kürtlerinin geri kalanı, Suriye kimlik kartları verilmeyen Suriyeli Kürtlerin veya kimyasal silahlarla zehirlenen Iraklı Kürtlerin aksine, her anlamda İran'la yakın bağlarını sürdürmektedir. İran her zaman Kürt kimliğini tanıyan ve ona saygı duyan "kapsayıcı bir milliyetçilik" uygulamıştır ve bu duyguyu koparmak zor olacaktır.

Bunun büyük bir kısmı, yukarıdaki örneklerde de gösterildiği gibi, İran Kürtleri üzerine doktora tezim için yürüttüğüm saha araştırmasına dayanmaktadır. (Kaynak: Dr. Dünya Başol, Batman Üniversitesi)


© Pusula Gazetesi