menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

RAMAZAN BEREKETİ Mİ, FIRSATÇILIK MI?

5 0
03.03.2026

Etik; insanların davranışlarının doğru mu yanlış mı, iyi mi kötü mü olduğunu değerlendiren ahlaki ilke ve kurallar bütünüdür. Ticari etik ise alışverişten üretime, hizmet sunumundan sözleşme ilişkilerine kadar tüm ticari faaliyetlerde doğru, dürüst ve adil davranma yükümlülüğünü ifade eder. Başka bir ifadeyle ticaret, yalnızca kâr elde etme faaliyeti değil; aynı zamanda ahlaki sorumluluk taşıyan bir toplumsal ilişkidir.

Özellikle enflasyonist dönemlerde bazı işletmeler, ekonomik dalgalanmaları birer fırsata çevirerek aşırı kâr elde etme eğilimine giriyor. Bu durum, ticari etik kavramını her zamankinden daha önemli bir hale getiriyor. İnsanların içinde bulunduğu zor durumlardan faydalanarak sağlanan ölçüsüz kazançlar, toplumsal vicdanı derinden yaralıyor. Geçmişte İstanbul Havalimanı’nda yaşanan üzücü bir saldırı sonrası, bölgeden uzaklaşmak isteyen yolculardan fahiş ücretler talep edildiğine dair yansıyan görüntüler toplumsal vicdanı sarsmıştı. Münferit de olsa bu tür örnekler, zor zamanlarda dayanışma yerine fırsatçılığın seçilmesinin bir meslek grubuna ve toplumun güven duygusuna ne denli büyük zarar verdiğini açıkça göstermektedir.

Ramazan ayı da benzer hassasiyetlerin yoğunlaştığı bir dönemdir. Bu ayda tüketim eğilimi artmakta, özellikle temel gıda ürünlerine yönelik talep yükselmektedir. Ancak maliyetlerde kayda değer bir artış olmaksızın, bu talep artışının fırsata dönüştürülerek fiyatların ölçüsüz şekilde yükseltilmesi, hukuki tartışmanın ötesinde etik bir sorunu gündeme getirmektedir.

Elbette serbest piyasa ekonomisinde fiyatların arz ve talep dengesi doğrultusunda değişmesi olağandır. Üretim, lojistik ve girdi maliyetlerindeki artışlar fiyatlara yansıyabilir. Bu durum tek başına hukuka aykırılık oluşturmaz. Nitekim 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili düzenlemeler, haksız fiyat artışlarını yaptırıma bağlamakla birlikte her fiyat artışını otomatik olarak “fahiş” kabul etmemektedir.

Ancak ekonomik gerekçelerle makul biçimde açıklanamayan artışlar, hukuki sınırlar içinde kalsa bile etik bir sorgulamayı gerektirir. Çünkü ticaret, güven ilişkisi üzerine inşa edilmiş bir sosyal kurumdur. Güvenin zedelendiği yerde piyasa düzeninin sürdürülebilirliği de zarar görür.

Bu noktada “ticari etik” kavramı önem kazanmaktadır. Ticari etik yalnızca mevzuata uygun davranmayı değil, dürüstlük ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde hareket etmeyi gerektirir. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı da ekonomik faaliyetler dahil olmak üzere tüm hak kullanımında objektif iyi niyet ölçüsünü esas almaktadır.

Ramazan ayı, paylaşma ve dayanışma bilincinin güçlendiği bir zaman dilimidir. Böyle bir dönemde temel ihtiyaç maddelerinde ölçüsüz fiyat artışına yönelmek, hukuken tartışmalı olmasının yanında toplumsal vicdan bakımından da sorgulanmalıdır. Hukuki düzenlemeler yaptırım uygulayabilir; ancak piyasa ahlakını tek başına inşa edemez.

Her yıl artan denetimlere ve idari para cezalarına rağmen benzer tartışmaların sürmesi, meselenin yalnızca yaptırım eksikliğiyle açıklanamayacağını göstermektedir. Asıl sorun, ticari kültürün hangi değerler üzerine kurulduğudur.

Ekonomik düzenin sürdürülebilirliği güven unsuruna bağlıdır. Kısa vadeli kazanç uğruna güvenin zedelenmesi, uzun vadede piyasanın kendisine zarar verir. Bu nedenle kalıcı çözüm; yalnızca denetim mekanizmalarını güçlendirmek değil, ticari etiği kurumsal bir kültür haline getirmektir.

Sonuç olarak Ramazan dönemlerinde yaşanan fiyat tartışmaları, yalnızca ekonomik bir dalgalanma olarak değil; normatif bir sorgulama alanı olarak değerlendirilmelidir. Gerçek çözüm, cezai reflekslerden ziyade dürüstlük ilkesini içselleştirmiş bir ticaret anlayışının yaygınlaşmasındadır.


© Pusula Gazetesi