menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bakırcılar Çarşısı'nda mazinin izleri

6 0
12.08.2026

Naylon, alüminyum, emaye, çinko, melamin gibi kavramların hayatımıza girmediği, fukaranın tahta kaşık, zenginin mis kaşık kullandığı, mütevazı mutfaklarımızın tereklerini kızıl renkli bakırdan tencerelerin, sahanların, tasların, tavaların süslediği, bakır sininin etrafına dizilerek yemeklerin yenildiği, suların bakır kazanlarda ısıtılıp bakırdan teştlerde yıkanıldığı dönemlerde, bakırın hayatımızda oldukça önemli bir yeri vardı.

Aradan geçen uzun yıllara rağmen evimizde kullandığımız küçük bir bakır tabağın, hoşaf içtiğimiz tasın ve aşımızın kaynadığı tencerenin hafızamda kalan izlerini bugün dahi hüzünle yâd etmekteyim.

Henüz ilkokula gitmiyordum, Yeğenağa’daki Balyoz Sokağa yeni taşınmıştık, rahmetli babam beni Mahallebaşı’ndaki bir hocaya götürmüştü.

Hoca kara sakallı yaşlı bir zattı ve ders yaptığımız yer ise altında hayvanların bağlı olduğu ahır sekisiydi.

Karanlık ve oldukça pis kokuların yükseldiği bu yerde, mahallenin çocukları ile birlikte elimizde suparamızla hocaya gidip geliyorduk.

Fazla bir eğitim gördüğümüz söylenemese de çocuk halimizle genellikle oturur yukarıdan hayvanları seyrederdik.

Öğle tatilinde hocada kaldığımız için nevalemizi de beraber götürür, öğle arasında yerdik.

İlk gündü, rahmetli anam küçük bir bakır tabağa az miktar yağ ile bal koymuş, yanına da bir dilim ekmek bırakmış, yiyeceğimi mendile sarıp elime vermişti.

Başımda takkem, bir elimde suparam, diğer elimde mahramaya sarılmış yiyeceğimle hocaya gitmiştim.

Yemek vakti geldiğinde yaşımın küçük oluşu, ortamı garipsemem gibi nedenlerle olsa gerek, bir türlü annemin verdiği nevaleyi yiyemiyordum.

Bu ürkek tavrım hoca tarafından fark edilmiş olsa gerek, hoca beni yanına çağırdı, kocaman parmağını bakır tabağıma daldırıp, bal ve yağ karışımını ağzımdan içeri........

© Pusula Gazetesi