menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

PKK’nın Feshi ve İran’dan Gelen Tepkiler

27 0
10.06.2025
JEOPOLİTİK

PKK’nın silahlı mücadeleyi sonlandırma ve kendini feshetme yönündeki açıklaması, görünürde Türkiye merkezli bir gelişme olmakla birlikte bölgesel etkileri bakımından İran’ı da yakından ilgilendirmektedir. PKK’nın tasfiyesi, İran perspektifinden hem bir fırsat hem de muhtemel riskler içeren bir gelişmedir.

ORAL TOĞA 10 Haziran 2025

2025 yılı Şubat ayının sonunda Abdullah Öcalan, PKK’nın silahlı faaliyetlerine son vereceğini ve örgütsel yapısını sonlandırmaya yönelik bir sürecin başlatıldığını açıklamıştır. Süreci izleyen günlerde örgütün olağanüstü kongre kararı aldığı ve fesih seçeneğini değerlendirmeye başladığı duyurulmuş ve ardından bu kararın alındığı örgüt tarafından deklare edilmiştir. Bu gelişmeler, PKK’nın sınır ötesi yapılanmaları ve ideolojik etkisi dolayısıyla yalnızca Türkiye’de değil, bölgedeki diğer ülkelerde de dikkatle izlenmektedir. İran da bu çerçevede sürecin başından itibaren hem güvenlik bürokrasisi hem de siyasi çevreleri aracılığıyla gelişmeleri yakından takip etmiş ve çeşitli düzeylerde tutum geliştirmiştir. İran’ın bu sürece gösterdiği ilginin arka planında, PKK’nın İran’daki uzantısı PJAK ile olan organik bağı, bu hattın uzun yıllardır bölgesel çıkarlar doğrultusunda araçsallaştırılması ve Kürt meselesinin İran’ın iç güvenlik kaygılarıyla doğrudan bağlantılı olması yer almıştır. Yapılan açıklamalar, medyada yer alan değerlendirmeler ve Kürt grupların tepkileri birlikte ele alındığında, İran’daki yaklaşımın çok katmanlı, temkinli ve stratejik hesaplara dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönüyle süreç, sadece Türkiye’nin iç dinamiklerini değil, İran’ın bölgesel güvenlik algılamalarını da doğrudan etkilemiştir.

İran-PKK İlişkilerinin Arka Planı

İran ile PKK arasındaki ilişkiler, 1980’li yılların ikinci yarısına kadar uzanmaktadır. 1990’lar boyunca bu ilişki, Türkiye ile İran arasında zaman zaman diplomatik krize yol açacak düzeyde gerginlikler yaratmıştır. Türkiye, PKK’nın İran üzerinden sevkiyat yaptığı, militanların tedavi gördüğü ve İran topraklarında rahatça hareket ettiği yönünde sürekli uyarılarda bulunmuş ancak İran tarafı bu iddiaları resmî olarak reddetmiştir. Bu dönemde ve sonrasında PKK, İran için sadece bir güvenlik tehdidi değil, Türkiye’ye karşı kullanılabilecek bir baskı aracı olarak da görülmüştür.

1999’da Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından PKK, yeni bir strateji geliştirmiştir. Bu doğrultuda 2000’li yılların başında İran’da faaliyet gösterecek biçimde PJAK yapılanması ortaya çıkmıştır. PJAK kısa sürede İran’da silahlı eylemler gerçekleştirmeye başlamış, böylece doğrudan İran güvenlik birimlerinin hedefi haline gelmiştir. Ne var ki İran’ın PJAK’a yönelik baskısı, PKK’nın tamamına karşı aynı ölçüde yürütülmemiş ve Tahran, önceleri PKK ile PJAK’ı farklı bağlamlarda değerlendiren daha esnek bir politika izlemiştir. Ardından 2010’lu yılların ilk yarısında bu tavır da değişmiştir.

2000’li yıllardan itibaren özellikle Kuzey Irak’ta, İran ile PKK arasında çeşitli düzeylerde temaslar kurulmuştur. Bu temaslar doğrudan olmasa da zaman zaman karşılıklı çıkar temelinde örtük bir işbirliğine dönüşmüştür. İran, PKK’yı hem Türkiye’yi dengeleme aracı hem de Irak Kürt siyaseti içinde Barzani çizgisine karşı bir denge unsuru olarak değerlendirmiştir. Suriye İç Savaşı sırasında PKK’nın Suriye kolu olan YPG/PYD’nin alan kontrolü sağlaması, İran açısından Esad rejiminin lehine bir durum olarak görülmüş ve bu bağlamda sahada dolaylı bir eşgüdüm zemini oluşmuştur.

Zaman zaman PJAK’a karşı operasyonlar düzenlemiş olsa da İran, PKK ile ilişkisinde tamamen çatışmacı bir tutum sergilememiştir. Özellikle Süleymaniye ve Urmiye gibi merkezlerde, örgütün lojistik faaliyetlerine alan açıldığı, sınır geçişlerinde kolaylıklar sağlandığı ve kimi durumlarda istihbarat değişimlerinin yaşandığı bilinmektedir. Bu ilişkide İran için iki yönlü bir denge gözetilmiştir: Bir yandan örgütün İran içinde güçlenmesine karşı dikkatli olunmuş, diğer yandan PKK’nın bölgesel düzlemde jeopolitik hedeflere hizmet edebilecek bir araç olarak elde tutulmasına çalışılmıştır.

Ancak bu stratejinin kırılgan........

© Perspektif