menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“İran, Müzakere Masasına ‘Direnebilen’ Bir Devlet Olarak Oturdu”

10 0
20.06.2026

“İran, Müzakere Masasına ‘Direnebilen’ Bir Devlet Olarak Oturdu”

“İran, Müzakere Masasına ‘Direnebilen’ Bir Devlet Olarak Oturdu”

Washington savaşın başında İran’ın karar alma mekanizmasını felç etmeyi, rejim üzerinde ciddi baskı oluşturmayı ve Tahran’ı kapsamlı tavizlere zorlamayı hedefliyordu. Ancak savaş ilerledikçe İran’ın devlet kapasitesinin daha dirençli olduğu ortaya çıktı. İran ciddi kayıplar verdi fakat karar alma mekanizması çalışmaya devam etti.

Dünya 28 Şubat’ta İsrail-ABD’nin haksız yere İran’a açtığı savaşı izlerken şu anda da ABD-İran arasındaki mutabakata odaklanmış durumdadır. Zira savaşın uzaması sadece iki tarafı değil dünya siyasetini, ekonomisini ve güvenliğini tehdit etmekte. Savaş uzadıkça; ABD açısından ekonomik ve jeopolitik maliyetler artmakta ve bu maliyetler Trump’ı bir mutabakata mecbur kılmaktadır. Bir tür stratejik zorunluluk denilebilir. İran ise, askeri kapasitesi ve liderlik kombinazyonu darbe almış olsa da devlet kapasitesi ve siyasi iradesinin kırılmadığını gösterdi. Buna da stratejik direnç denilebilir.

Trump “anlaşma istediğimiz gibi oldu, başarı elde ettik” açıklamaları yaparken İran’da ABD-İsrail’in savaş öncesi belirlediği rejim değişikliği, balistik füze kapasitesinin ortadan kaldırılması, nükleer silah meselesi ve vekil güçlerinin darbe aldığı zayıf bir İran aktörlüğünü, engellediğini ve görece masada üstünlük elde ettiğini deklare etmektedir. 

ABD’yi anlaşmaya iten iç ve dış dinamikler ile İran’ı anlaşmaya götüren dinamikleri, savaş öncesi ABD-İsrail ile İran’ın hedeflerinin ne olup olmadığını, İran’ın anlaşma ile birlikte bölgesel denklemdeki yerini koruyup koruyamayacağını, ABD ve İsrail arasındaki stratejik ayrışma ve ihtilafın kaynağını, anlaşmanın stratejik bir mola mı yoksa kalıcı barışa evrilecek bir ön aşama olup olmadığını Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Muhammed Berdibek ile konuştuk.

ABD’Yİ ANLAŞMAYA GÖTÜREN TEMEL UNSUR ASKERİ KAPASİTE EKSİKLİĞİ DEĞİL, STRATEJİK MALİYET HESABININ DEĞİŞMESİDİR

ABD’nin İran ile anlaşmasında belirleyici olan iç ve dış dinamiklerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

ABD’yi anlaşmaya götüren temel unsur askeri kapasite eksikliği değil, stratejik maliyet hesabının değişmesidir. Washington savaşın başında İran’ın karar alma mekanizmasını felç etmeyi, rejim üzerinde ciddi baskı oluşturmayı ve Tahran’ı kapsamlı tavizlere zorlamayı hedefliyordu. Ancak savaş ilerledikçe İran’ın devlet kapasitesinin daha dirençli olduğu ortaya çıktı. İran ciddi kayıplar verdi fakat karar alma mekanizması çalışmaya devam etti.

İç politikada ise Hürmüz Boğazı üzerinden oluşan enerji baskısı önemli bir faktördü. Petrol fiyatlarındaki yükseliş ihtimali Amerikan ekonomisini ve özellikle orta ve alt gelir gruplarını doğrudan etkileyebilecek bir maliyet yarattı. Trump açısından mesele yalnızca İran’a baskı yapmak değil, bunu Amerikan seçmenine ekonomik yük oluşturmadan gerçekleştirebilmekti.

Dış dinamiklerde ise İran’ın Körfez güvenliği üzerindeki etkisini koruduğunu göstermesi belirleyici oldu. Savaş öncesinde İran’ın bölgesel etkisinin ciddi ölçüde gerilediği düşünülüyordu. Ancak savaş sırasında ortaya çıkan tablo, İran’ın enerji güvenliği ve deniz ticareti üzerinde hâlâ ciddi baskı oluşturabilecek kapasiteye sahip olduğunu gösterdi. Bu durum Körfez ülkelerini de diplomatik çözümü desteklemeye yöneltti.

İRAN SAVAŞIN MALİYETİNİ YALNIZCA KENDİSİNİN DEĞİL, KARŞI TARAFIN DA HİSSEDEBİLECEĞİNİ GÖSTERDİ

İran’ın anlaşmaya varmasında belirleyici hangi iç ve dış dinamikler söz konusu olmuştur?

İran açısından belirleyici unsur rejimin ve devletin devamlılığının korunmasıdır. Savaşın ilk aşamasında beklenti, İran’ın karar alma mekanizmasının dağılması ve içeride ciddi siyasi kırılmalar yaşanmasıydı. Ancak bu gerçekleşmedi. Devlet aygıtı çalışmaya devam etti ve İran müzakere masasına çöken bir devlet olarak değil, direnebilen bir devlet olarak oturdu.

İçeride ekonomik baskılar, yaptırımlar ve savaşın yarattığı maliyetler önemliydi. Tahran açısından yaptırımların hafifletilmesi, ekonomik nefes alanı kazanılması ve uluslararası sisteme daha rahat erişim sağlanması kritik öneme sahipti.

Dışarıda ise İran savaşın maliyetini yalnızca kendisinin değil karşı tarafın da hissedebileceğini gösterdi. Hürmüz boğazı, balistik füze kapasitesi ve bölgesel caydırıcılık araçları Tahran’ın müzakere gücünü artırdı. İran istediği her şeyi elde etmedi ancak savaşın başında kendisine dayatılması beklenen şartları da kabul etmedi. Bu nedenle ortaya çıkan tablo mutlak değil, göreli bir zaferdir.

WASHİNGTON İRAN’A AĞIR MALİYETLER YÜKLEDİ; ANCAK İRAN’IN SİYASİ İRADESİNİ KIRAMADI

ABD’nin 28 Şubat’ta İsrail ile ortak yürüttükleri savaşta ABD hangi hedeflerine ulaştı, hangi hedeflerine ulaşamadı?

Bu savaşı değerlendirirken askeri zararlarla stratejik sonuçları birbirinden ayırmak gerekir. ABD ve İsrail İran’a ciddi askeri maliyetler yükledi; üst düzey isimler kaybedildi, bazı tesisler vuruldu ve askeri kapasite zarar gördü. Bu açıdan taktik başarı elde edildi.

Ancak Washington’un savaşa girerken önünde dört temel hedef vardı: rejimi değiştirmek veya ciddi şekilde zayıflatmak, İran’ın balistik füze kapasitesini ortadan kaldırmak, nükleer programını sona erdirmek ve İran’ın bölgesel vekil ağlarını dağıtmak.

Bugün ortaya çıkan tabloya baktığımızda bu dört hedefin hiçbirine tam anlamıyla ulaşılamadığını görüyoruz. Rejim ayakta kaldı, füze programı masaya gelmedi, nükleer faaliyetler tamamen sona ermedi ve İran’ın bölgesel etkisi ortadan kalkmadı. Dahası İran, Hürmüz Boğazı kartını yeniden uluslararası gündemin merkezine........

© Perspektif