menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çatışma Çözümünde “Türkiye Modeli”

18 0
26.08.2026

Çatışma Çözümünde “Türkiye Modeli”

Çatışma Çözümünde “Türkiye Modeli”

PKK’nın feshi ve silah bırakmasına ilişkin süreç, karakteri bakımından Türkiye’nin önceki çözüm süreçlerinden de dünyadaki diğer çatışma çözümlerinden farklılaşıyor. Buna şimdiden “Türkiye Modeli” denilmeye başlandı.

Türkiye’nin PKK’nın feshi ve silah bırakması hedefiyle yürüttüğü süreç, son dönemde siyasi aktörler tarafından “Türkiye Modeli” olarak tanımlanmaya başlandı. Bu adlandırmanın arkasındaki siyasi çerçeve, 26 Ağustos 2024’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ahlat’ta yaptığı konuşmayla belirginleşen ve Devlet Bahçeli’nin çağrısı, Abdullah Öcalan’ın Şubat 2025’teki fesih çağrısı ve PKK’nın Mayıs 2025’teki kongre kararıyla yeni aşamalara taşınan süreç içinde şekillendi. Bu sürecin sahada yürütülmesinde ise MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın kurduğu diplomatik ve istihbari koordinasyon belirleyici bir rol oynadı. Bu adlandırmanın temel iddiası, sürecin dünyadaki diğer çatışma çözümü örneklerinden belirgin biçimde ayrılan bir hukuki ve siyasi mimariye sahip olduğu.

“Türkiye Modeli” ifadesi özellikle TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in açıklamalarında belirginleşti. Bu açıklamalarda üç unsur özellikle öne çıkıyor: Dış arabulucu veya garantör bulunmaması, diğer ülkelerden farklı olarak referandum yerine geniş bir parlamento mutabakatının tercih edilmesi ve PKK’nın herhangi bir siyasi karşılık elde etmeden önce fesih ve silah bırakma iradesini ortaya koyması. Kavramın akademik literatürde bağımsız bir konsensüsle doğrulanmış olmaması, ifadenin geçersiz olduğu anlamına gelmiyor. Dolayısıyla, kavramı hem içerdiği iddialar hem de sahadaki karşılığı bakımından tartışmakta yarar var.

Kavramın Ortaya Çıkışı

“Türkiye Modeli” ifadesi tek bir kaynağa dayanmıyor. Sürecin farklı aşamalarında, farklı kurumsal konumlardaki siyasi aktörlerin kullandığı ortak bir adlandırma olarak ortaya çıkıyor. İfadenin en açık siyasi karşılıklarından biri, çerçeve yasanın Meclis’ten geçtiği gün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’de yaptığı açıklamada, “Türkiye Modeli hayata geçirilmiştir” ifadesinde görülüyor. Devlet Bahçeli ise “Türkiye’ye özgü bir çalışma modeli”, “Türk barışı” ve “ya terör ya demokrasi ya silah ya siyaset” ifadeleriyle benzer bir çerçeve çizmişti. 

Ömer Çelik de farklı tarihlerdeki açıklamalarında “Türkiye Modeli”ni, Türkiye’nin başka ülkelerdeki çatışma çözümü deneyimlerini doğrudan kopyalamadığı bir süreç olarak tarif etti. Bu çerçevede, “Türkiye’nin üçüncü bir göze ihtiyacı yok, üçüncü göz 86 milyondur” diyerek dış arabulucu yerine toplumun bizzat sürecin takipçisi olduğu fikrini savundu. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, özellikle çerçeve yasanın 467 oyla kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamalarda bu ifadeyi sıklıkla kullandı ve sürecin diğer örneklerden ayrışan temel yönünün, çatışma çözümü süreçlerinde alışıldık “üçüncü göz”, yani dış arabulucu veya garantör olmaksızın ilerlemesi olduğunu vurguladı.

Kavramın siyasi söylemin ötesinde sistematik bir çerçeveye kavuşturulması yönündeki en kapsamlı değerlendirmelerden biri, MİA Başkanı Talha Köse’nin Anadolu Ajansı’nda yayımlanan analizinde görülüyor. Köse’nin değerlendirmesi, sürecin bundan sonraki aşamasında hukuki ve kurumsal düzenlemelerin önemine........

© Perspektif