III. Dünya Savaşı Eşiği: “Kıyamet Saati”ne göre “Geceyarısına Sadece 85 Saniye Kaldı”
Alacakaranlık kuşağına gireli epey oldu. Gezegenimiz tehlikede. İklim Krizi’nin üzerine şimdi bir başka Büyük Savaş tehlikesi de eklenmiş durumda. Ukrayna ve İran bunun en görünür olanları. Lübnan bir diğeri. Yemen de o kadar uzakta sayılmaz.
Bu arada İsrail ve Türkiye’deki “şahinler” hesaplaşma için Doğu Akdeniz’i seçmiş görünmekte. Soğuk Savaş’ın emniyet sübapları yok artık. Bu havzada şekillenen yeni ittifaklar, henüz olmasa da, bir “point of no return” durumu yaratabilir.
Avrupa’da aşırı sağın, Türkiye’nin de içinde yer aldığı Yakın Doğu’da Baas-İhvan karması iktidar yapılarının ve Latin Amerika’da sol popülizmin ürettiği maceraperest liderler, varoluş kavgasında sınır ötesi savaşların gerekliliğini bilerek hareket etmekteler.
Ve insanlar… Bir kesim olup bitenleri seziyor ama yokmuş gibi davranmayı, bastırmayı seçiyor, bir diğer kesim ise “ne olursa olsun radikal bir değişim yaşansın” havasında.
Küresel huzursuzluk böyle bir şey.
Gidişat nereye? Tarihi unutmadan SOS verenlere her gün yenileri eklenmekte. Bunlardan biri, Yale Üniversitesi “Tarih ve Küresel Gelişmeler” Profesörü, Norveçli Odd Arne Westad. Onu Soğuk Savaş ve Uzak Doğu üzerine yazdığı yetkin kitaplardan tanıyoruz. Yeni çıkan kitabının başlığı “The Coming Storm: Power, Conflict and Warnings from History” (Yaklaşan Fırtına: İktidar, İhtilaf ve Tarihin Uyarıları”).
Günümüzün karmakarışık dünyasıyla Birinci Dünya Savaşı öncesi yaşananlar arasında köklü kıyaslamalar yapıyor, benzerlikler üzerine dikkatleri çekiyor ve Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğinde olduğumuzu savlıyor Westad.
Yunan gazetesi Kathimerini’ye verdiği mülakatta tezinin ayrıntılarına girmiş.
“Uluslararası ilişkiler açısından küresel bir savaşa kolayca yol açabilecek çok büyük bir fırtınaya yaklaştığımızı düşünüyorum” diyor. Henüz o noktada değiliz, ama bu dönemdeki pek çok belirti – Ukrayna ve İran’da devam eden savaşlar, Doğu Asya’da tırmanan gerilim – yüz yıl önce Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde yaşananlarla ortak özellikler taşıdığını görüyorum. Korktuğum şey, eğer şu anda tam olarak öngöremeyeceğimiz bir kriz – beklenmedik bir şey – ortaya çıkarsa, mevcut koşullar altında büyük güçler arasında çıkacak bir savaşı önleyecek gerekli geri adımları atma becerisine sahip olmayışımız.”
Lider profilleri, küresel kriz dönemlerinde en önemli etken sayılabilir. Sözü Trump’ın seçilmesine getiriyor Westad ve şunları söylüyor:
“ABD’de Donald Trump’ın seçilmesi artık tesadüfi olarak görülmemeli Bunu biliyoruz, çünkü onu ikinci kez seçtiler. Ve bu durum, ABD’de kök salmış olan; Amerika’nın geride kaldığına, artık uluslararası faaliyetlerin merkezi olmadığına dair derin korkudan kaynaklanıyor.
Bence Trump’ın seçilmesi, pek çok Amerikalının küreselleşme sürecinin artık sıradan Amerikalı için işe yaramadığını hissetmesinin semptomuydu. Bunun yol açtığı şey Trump’ın sevdiği ifadeyle ‘yerleşik ittifakların ve dostlukların canı cehenneme’ diyen bir “Önce Amerika” (America First) yaklaşımına odaklanmak oldu. Artık her ülke kendi başına ve ABD kendi ulusal çıkarlarını merkeze koyacak.
Sorun, bu ulusal çıkarların aslında ne olduğunu tanımlamakta. Ve bence şu anda gördüğümüz de tam olarak bu. Örneğin, bana göre hiçbir büyük Amerikan stratejik çıkarına hizmet etmeyen ancak bence Trump yönetimi ve bizzat Trump tarafından, ABD’nin kimseden tavsiye almadan hala uluslararası düşmanlarına karşı hareket edebilecek kapasitede olduğunu söylemenin bir yolu olarak üstlenilen İran’daki savaş. Tıpkı 1890’lar ve 1900’lerin başındaki İngiliz eylemleri gibi, bu hamlenin Amerikan tarafı için gözyaşlarıyla sonuçlanacağına dair bir şüphelerim var, çünkü başarmak istedikleri şeyi elde etmek çok zor.
Bunu başarsalar bile, ABD ile Çin veya Rusya gibi başlıca büyük güç rakipleri arasındaki genel stratejik rekabet üzerinde çok az bir etkisi olacak.
Peki, yeni bir Soğuk Savaş’a mı giriliyor?
“Şu anda içinde bulunduğumuz durum, 20. yüzyılın........
