menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Sofra Görgüsü"ne Karşı, “Şu Masayı Bi Donat” Kültürü: Ege’de Çatışan İki Farklı Hayat Bilgisi

6 0
14.06.2026

Yaz geldi ve —bir rutine dönüşen— Türkiye ile Yunanistan arasındaki fiyat kıyaslamaları yeniden boy gösterdi.

Bir taraftan Türkiye’deki azgın milliyetçi kesim Ege’deki birtakım adaları ele geçirme hezeyanına geri dönerken, “Gitmeyin oralara” çağrıları yaparken; iki ülke savaş uçakları it dalaşlarına girişirken, bir diğer kesim turizmden vazgeçmek niyetinde değil ve Türkiye’deki lokanta, otel ve servis ücretlerindeki patlamalara dikkat çekiyor.

Bu arada, geçenlerde gözüm Gazete Oksijen’de bir başlığa takıldı. Şöyleydi:

*Kalamarlar: ‘Ay Yunanistan’da dünyayı yedik, yine de buradan ucuz şekerim’in iktisadi tercümesi*

*Kalamarlar: ‘Ay Yunanistan’da dünyayı yedik, yine de buradan ucuz şekerim’in iktisadi tercümesi*

Hayli aydınlatıcı bir ifade var burada.

Özellikle şu “…dünyayı yedik…” kısmı.

Doğru. Buna benzer ifadelere ben de maruz kaldım. Ama ona sonra geleceğim.

Özge Öner’in yazısı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki fiyat farkını enflasyon ve kur politikaları üzerinden açıklıyor. Haksız da değil. 2024’te yıllık ortalama enflasyon Yunanistan’da yüzde 2,7’de kalırken Türkiye’de 12 aylık ortalama enflasyon yüzde 58,51’e çıktı.

Ama mesele tam da burada bitmiyor. Çünkü ekonomi sadece Merkez Bankası kararıyla, faiz oranıyla ya da kur rejimiyle işlemiyor. O kararların üzerine oturduğu bir toplumsal zemin, bir ahlak düzeni, bir sosyal görgü boyutu da var.

Dolayısıyla Türkiye’de fiyatların astronomik bir hal almasını yalnızca “yanlış ekonomi politikası” diye açıklamak, buzdağının sadece görünen kısmını anlatmak olur.

Asıl soru şu: Neden bu kadar geniş bir kesim, bu kadar kısa sürede, bu kadar hoyrat bir fiyatlama düzenini kafasında normalleştirebildi? Neden Ege’de bir sahil kasabasında bir tabak yemek artık maliyetin değil, fırsatçılığın azgın diliyle fiyatlanıyor?

Asıl soru şu: Neden bu kadar geniş bir kesim, bu kadar kısa sürede, bu kadar hoyrat bir fiyatlama düzenini kafasında normalleştirebildi? Neden Ege’de bir sahil kasabasında bir tabak yemek artık maliyetin değil, fırsatçılığın azgın diliyle fiyatlanıyor?

Bunun cevabı önemli ölçüde kültürde; yani toplumun neyi ayıp, neyi meşru, neyi utanılacak, neyi “uyanıklık” saydığında yatıyor.

Yunanistan elbette kusursuz bir ülke değil. 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Avrupa Birliği’nin zayıf performans gösteren üyeleri arasında kalmayı sürdürdü. Ama yine de Türkiye’den farklı bir eşikte duruyor; Türkiye 2024 endeksinde 34 puanda kalmıştı ve 2013’ten bu yana toplam 16 puan kaybetti (2025 endeksinde ise 31 puana geriledi).

Yunanistan’ın puanı Türkiye’den daha yüksek —yani yolsuzluk algısı daha düşük. Türkiye ise daha düşük puanda —yani yolsuzluk algısı daha yüksek. Bu da Türkiye’de devletin, yerel yönetimlerin ve kamu kurumlarının zamanla daha kirli görünmeye başladığını gösteriyor.

Bir başka deyişle fark sadece devletin veya belediyelerin “temizliği”yle ilgili değil; kamusal davranış standardıyla, kural ihlaline verilen toplumsal tepkiyle, “Herkes yapıyor” cümlesinin ne kadar kolay dolaşıma sokulabildiğiyle ilgili.

Bilinen bir başka konu, Türkiye’de rant kaynağı olarak görülen kıyılarda mafyalaşma ve zorbalığın ulaştığı yüksek seviye. Yargının bağımsız, sivil toplumun güçlü olduğu Yunanistan’da mafya yok değil, ama düşük dozda, dağınık ve parçalı.

Bilinen bir başka konu, Türkiye’de rant kaynağı olarak........

© Para Analiz