menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Döviz İktisadı Ve Türkiye Ekonomisi

4 0
wednesday

İçinde bulunduğumuz 2026 yılı, küresel ekonomide yalnızca enflasyonist baskıların değil; jeopolitik parçalanmaların, teknolojik devrimlerin ve yeni baştan yazılan ticaret kurallarının şekillendirdiği bir çoklu kriz (polycrisis) çağına işaret etmektedir.

Türkiye ekonomisi; tarihsel enflasyon sarmalından çıkış ararken, bir yandan da bölgesel savaşların yarattığı tedarik zinciri şokları ve Büyük Sıfırlama (The Great Reset) olarak adlandırılan küresel ekonomik dönüşüm paradigması ile eşzamanlı olarak yüzleşmektedir.

Döviz İktisadının Teorik Çerçevesi Ve Kur Dinamikleri

Açık bir ekonomide döviz kurları, salt iki para birimi arasındaki nispi fiyatı değil; ülkenin risk primini, üretim yapısının dışa açıklık derecesini ve uluslararası piyasalardaki kurumsal güvenilirliğini yansıtan temel bir barometredir.

Türkiye ekonomisinin deneyimlediği kur dalgalanmaları, literatürdeki temel iktisadi paradigmalar üzerinden şu şekilde açıklanabilmektedir:

    Ortodoks Görüş ve Satınalma Gücü Paritesi: Neoklasik iktisat, döviz kurlarının makroekonomik temellere dayalı olarak serbest piyasada belirlenmesi gerektiğini savunmaktadır. Mutlak Satınalma Gücü Paritesi teorisi kavramsal olarak, nominal döviz kurunun, yurt içi fiyatlar genel düzeyinin yurt dışı fiyatlar genel düzeyine oranlanmasıyla dengesini bulacağını ifade etmektedir.

     Türkiye’de gözlemlenen kronik yüksek enflasyon, teorik olarak Türk Lirası’nın enflasyon farkı kadar sürekli değer kaybetmesini öngörmektedir.

     Nominal kurun idari mekanizmalarla veya katı faiz politikalarıyla enflasyondan daha az artması, ulusal paranın reel olarak değerlenmesine ve ihracatçıların rekabet gücü kayıpları yaşamasına neden olmaktadır; ancak dezenflasyon sürecinin başarısı için bu katı duruş zorunlu bir politika tercihi olarak uygulanmaktadır.

    Korumasız Faiz Paritesi ve Risk Primi: Kısa ve orta vadede döviz kurunu belirleyen asli unsur uluslararası sermaye hareketleridir. Korumasız Faiz Paritesi kuralı, yurt içi faiz oranı ile yurt dışı faiz oranı arasındaki farkın, ulusal para birimindeki beklenen değer kaybı oranı ile o ülkeye atfedilen ülke risk priminin toplamına tam olarak eşit olması gerektiğini belirtmektedir.

    Bu teorik dengede, risk priminin dışsal şoklarla aniden yükselmesi, gelişmekte olan piyasalardan hızlı sermaye çıkışlarına ve kurlarda yukarı yönlü yıkıcı baskılara zemin hazırlamaktadır.

     İmkânsız Üçlü (Trilemma) Açmazı: Bir ekonominin aynı anda tam sermaye hareketliliği, kontrol edilen döviz kuru ve bağımsız para politikası hedeflerine ulaşamayacağını öngören bu hipotez, Türkiye’nin tarihsel politikasını özetlemektedir.

     Türkiye, rasyonel politikalara dönüş süreciyle birlikte bağımsız para politikasını enflasyonla mücadelede aktif kullanmaya başlamış ve kurun piyasa dinamikleriyle belirlenmesine izin vermiştir.

    Yapısal Kur Geçişkenliği: Üretim fonksiyonunun büyük ölçüde ithal ara malına ve enerjiye esnek olmayan bir biçimde bağlı olması, döviz kurundaki her yukarı yönlü şokun öncelikle endüstriyel üretim maliyetlerine, oradan da genel tüketici fiyatlarına asimetrik ve hızlı bir şekilde yansımasına sebep olmaktadır.

Jeopolitik Çatışmalar, Bloklaşma Ve Savaş Ekonomisi

Günümüzde kur dinamikleri ve makroekonomik istikrar, orduların sınır hareketlilikleri ve hegemonik güçlerin uyguladığı ekonomik yaptırımlarla doğrudan şekillenmektedir.

Ortadoğu’daki kronikleşen çatışmalar, Doğu Avrupa’daki yıpratma savaşları ve Pasifik’teki ticaret rekabeti, sermayeyi riskli varlıklardan güvenli limanlara iterek küresel çapta ülke risk primlerini yükseltmektedir.

Ülkelerin üretim hatlarını salt ucuz işgücünün olduğu yerlerde değil, siyasi müttefik (dost ülkeden tedarik) veya coğrafi olarak yakın ülkelerde kurma eğilimi, küresel ticareti bloklara ayırmaktadır.

Bu durum, Türkiye’nin coğrafi konumunu Avrupa’ya yakın bir alternatif tedarik merkezi olma yönünde avantajlı kılsa da; savaşların yarattığı küresel emtia, lojistik ve enerji fiyat şokları, doğrudan maliyet enflasyonu olarak Türkiye’nin iç piyasasına aktarılmaktadır.

Ayrıca, artan küresel risk algısı........

© Para Analiz