menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Piyasaların da “Anlamsızlık Hissi” Olur mu ?

12 0
12.09.2026

Viktor Frankl’dan yatırım fonlarına: Kurallar değişirken anlamı korumak

Avusturyalı nörolog ve psikiyatrist Viktor E. Frankl, 20. yüzyıl psikiyatrisinin önemli isimlerinden ve logoterapinin kurucusuydu. Onu geniş kitlelere tanıtan İnsanın Anlam Arayışı (Man’s Search for Meaning), Nazi toplama kamplarında yaşadığı korkunç deneyimlerden de yola çıkarak insanın en güç koşullarda bile hayatını sürdürebilmesinde “anlam”ın rolünü sorgular. Frankl’ın temel düşüncelerinden biri basit ama güçlüdür: İnsan yalnız haz, güç veya başarı aramaz; yaptığı şeyde bir anlam da bulmak ister.

Frankl’ın üzerinde durduğu kavramlardan biri “varoluşsal boşluk”, daha gündelik ifadeyle anlamsızlık hissidir. İnsan ne istediğini, neden yaptığını ya da yaptığının nereye varacağını anlamakta zorlandığında ortaya çıkan o tuhaf boşluk... Bunun sonuçlarından biri de konformizmdir. Kendi referanslarımız zayıfladığında başkalarının yaptığını yapmaya başlarız.

Frankl elbette yatırım fonlarını, portföy yönetim şirketlerini veya SPK düzenlemelerini düşünerek yazmadı. Fakat son zamanlarda piyasalara baktığımda onun tarif ettiği duygu bana hiç yabancı gelmiyor.

Çünkü piyasalardaki “anlamsızlık hissi” yalnız fiyatların bazen açıklanması güç biçimde yükselip düşmesinden kaynaklanmıyor. Daha derinde, fiyat ile değer, performans ile yetkinlik, büyüklük ile başarı arasındaki bağ zaman zaman bulanıklaşıyor. Dün başarılı kabul edilen bir yaklaşım bugün yeni koşullar içinde yeniden değerlendirilebiliyor; birkaç yıl önce hızla gelişen bir ürün veya iş modeli kısa süre sonra farklı kurallarla karşılaşabiliyor.

Yatırımcıdan fon yöneticisine, PYŞ sermayedarından kurumsal yatırımcıya kadar farklı aktörlerin önüne giderek daha sık aynı soru geliyor:

“Ben bu oyunda tam olarak neyi doğru yapmaya çalışıyorum?”

Önce yatırımcıyı düşünelim. Profesyonel yönetim avantajından yararlanmak için yatırım fonuna yönelmiş. Fon iyi performans gösterdikçe yatırımcı ilgisi artıyor, fon büyüyor. Ardından piyasa koşulları veya kurallar değişiyor; aynı portföy bu kez farklı bir risk çerçevesi içinde değerlendiriliyor. Şirketin bilançosunda veya faaliyetinde önemli bir değişiklik olmadığı halde fon fiyatında sert hareketler görülebiliyor.

Yatırımcı ekranın karşısında haklı olarak soruyor: Ben şirkete mi yatırım yaptım, fon yöneticisine mi, piyasa psikolojisine mi, yoksa düzenleme riskine mi?

Kendimi bildim bileli temel analize güçlü biçimde inanan bir yatırımcıyım. Bir şirketin değerini bilançosundan, nakit akımından, rekabet gücünden, yönetim kalitesinden ve gelecekte yaratacağı değerden anlamaya çalışmanın yatırımın en sağlam başlangıç noktalarından biri olduğuna hâlâ inanıyorum. Ama artık temel analizin yanına giderek daha kalın bir dipnot koymak gerekiyor.

Bir varlığın fiyatını yalnız o varlığın değeri belirlemiyor. Onu kimin tuttuğu, hangi fonda tuttuğu, fonun ne kadar likit olduğu, yatırımcısının ne kadar sabırlı olduğu ve hangi düzenlemeye tabi olduğu da fiyatın bir parçası haline geliyor.

Son birkaç yıldır benzer davranışları yatırım fonlarında da görüyoruz. Bir fon birkaç ay yüksek getiri sağlıyor, yatırımcı ilgisi artıyor. Fon büyüdükçe görünür oluyor, görünür oldukça yeni yatırımcı geliyor. Performans zayıfladığında aynı mekanizma tersine çalışabiliyor.

Davranışsal finansın eski tanıdıkları hemen sahneye çıkıyor: fırsatı kaçırma korkusu (FOMO), sürü davranışı, yakın geçmişi geleceğe taşıma eğilimi ve aşırı güven. Frankl buna muhtemelen konformizm derdi. Biz piyasalarda bunun bir kısmını sürü davranışı, bir kısmını momentum diye tarif ediyoruz. Aralarında düşündüğümüzden daha kısa bir mesafe olabilir.

Şimdi bu sektöre para değil, sermaye koyan kişiye geçelim.

Bir PYŞ kurucusu birkaç yıl önce Türkiye’de tasarrufların sermaye piyasalarına yönelmesi, yatırım fonlarının büyümesi ve yeni portföy yönetim şirketlerinin sisteme girmesi gerektiğini görüyordu. Sermaye koydu, ekip kurdu, zaten kolay bulunmayan lisanslı insanları işe aldı, fonlarını kurdu. Sektör de gerçekten çok hızlı büyüdü.

Bugün aynı sermayedar sermaye ihtiyacını, personel yapısını, fon başına yükselen operasyonel maliyetleri ve ürün mimarisini yeni koşullara göre yeniden hesaplıyor. Büyük banka ve holding gruplarına bağlı PYŞ’lerle bağımsız ve butik yöneticilerin ölçekleri ve bu maliyetleri taşıma imkânları doğal olarak aynı değil.

Standartların yükselmesi, sermaye yapısının güçlenmesi ve insan kaynağının yatırım ürünlerinin büyüklüğüyle uyumlu hale gelmesi sektör açısından kuşkusuz önemli. Bunun yanında yükselen sabit maliyetlerin ve ölçek ihtiyacının rekabet yapısı üzerindeki sonuçlarını da izlemek gerekiyor. Bağımsız ve butik yöneticilerin de rekabet gücünü koruyabildiği sürdürülebilir sektör ölçeğini nasıl kuracağımız, önümüzdeki dönemin önemli sorularından biri olacak.

Sıra fon yöneticisinde.

Yıllarca kendisine performans üretmesi, karşılaştırma ölçütünü (benchmark)........

© Para Analiz