Eğrisi doğrusu ile delikanlı... International’da Türkiye... Kalitesiz maç yayınına zam yapıyorlar
Dizi 2 saat 11 dakika sürdü. Hikaye, Psikiyatrist doktor Gülseren Budayıcıoğlu... Bu ismi görünce bizim ev ahalisi, biraz mesafeli oluyor. Kral Kaybederse'yi izlediler. Kırmızı Oda'ya dayanmadılar. Her daim “terapi sahneleri” geldiğinde akıllarına “hastalarını senaryolaştırıyor“ eleştirileri geliyor ve izlememeyi tercih ediyorlar o sahneleri. Bilmem Delikanlı'da nasıl olacak? Sanki Sarp Aydemir (Salih Bademci) bu terapi sahnelerinin şu an aday ismi gibi.. Umarım yanılırız. Ve bir dip not. Senaryo Aybike Ertük’ün kaleminden. Leyla'yı yazmıştı. Votka & Pera romanı ses getirmişti. Ve yönetmen Zeynep Günay Tan. Benim, TV üzerine yazılar zaman dilimim içinde, çokça yazdığım yönetmen. En son Masumiyet Müzesi ile ilgiliydi. “Titiz bir çalışma” ile özetlemiştim. 2017 yılından bir kısa bilgi; “Alt metin okuma yapan yönetmen. Yani, ‘senarist ne anlatmak istiyor?’ durumunu şak diye çözmek. Böylece boşlukları doldurup, diziyi götürmek. Bu işi, hepsinin yapma imkanı yok. 'Hatta sayı, bir elin parmakları kadar' diyorlar. İsim olarak bir ipucu verelim; Zeynep Günay Tan” diye yazmışım. Kulüp dizisindeki yönetmenliği ile ilgili bir dip notu da buldum; “Ev ahalisi; Yönetmen başarılı oyuncuları nasıl oynatacağını biliyor” dedi.“. Evet, işte bu noktadan Delikanlı’ya bağlanabiliriz…
Kadro Çok İyi Ekip çok iyi. Her bir karakterin kendi hikayesi var. En çarpıcı sahne ev ahalisinin de altını çizdiği Yusuf ( Mert Ramazan) ile Hazan (Melis Sezen) alacakların evin parasını kardeş Murat çaldıktan sonra çaresiz, duvarın üstünde oturdukları sahne. Arkada iki dünyanın tezatı kameranın içinde. Gecekondular ki onların hayatı ve hemen yan tarafında yükselen gökdelenler yani, zenginlerin hayatı. “Başka söze gerek var mı, zenginlik ve fakirliği anlatmak için.” dedi bizim ev ahalisi. Çok eleştiri alan iki isim bu dizide yönetmenin zapt- ı raptı altında nasıl da performans sergiliyorlar. İlk bölüm itibarı ile, izlenebilir dizi listesinde yerini aldı diyebiliriz. Bu fakir dünyadan zengin dünyaya nasıl geçti Yusuf, izleyeceğiz. Söylemeden geçemeyeceğim, bu kadar uzun bir saat diliminde “sanatsal kaygılar” ışığında dizi yapmak hiç de kolay değil.
Diziden Diziye ya da Devrim Yakut Dizi sektörünün hızında çarpıcı bir örnek Devrim Yakut. Aynı yıl içinde diziden diziye geçişleri var. 2019 - 2020 arasından başlayalım. Payitaht Abdülhamid (Cemile Sultan). 2021 – 2023 Camdaki Kız’ da Gülcihan Koroğlu‘ydu . Hemen ardından Kirli Sepeti (2023 – 2024) Canan Hanzade rolü. Aynı yıl başlayıp 2025’te biten Şakir Paşa Ailesi’nde Sara Hanım oluyor kendileri. Devrim Yakut son sürat devam söz konusu dizi final yapıyor, oyuncu Rüya Gibi'de Hayriye rolünde. Ömrü kısa sürdü dizinin. 13 bölüm sürdü mart 2026’da bitti. Baktık, Devrim Yakut, Delikanlı dizisinde Zühre Aydemir. Bu tempo kolay tempo değil. Bu tüm sektörün durumu aslında. Bu dizi vesilesi ile bir örnekten yola çıktık sadece.
KALİTESİZ MAÇ İZLETTİRİYORLAR HALA ZAM YAPIYORLAR beIN maç yayınları giderek kaliteyi düşürüyor. Hemen hemen her hafta yazıyorum. Göztepe – G.Saray maçındaki yayın tek kelime ile evlere şenlikti. Pire gibi futbolcuların yanına bir de, renk kalitesizliği girdi. Ekranda Göztepeli futbolcuların sarı kırmızı renkleri birden sarı laciverte dönüyordu karşı taraftaki taç çizgisine yakın yerlerde. Beyaz saha çizgiler negatif film renginde. Üstüne şu tekrar pozisyonlar ve yerli yersiz tribün görüntüleri de eklendi. Not almışım maçın uzatma bölümününde son yönetmenimiz iyice maçı bırakıp geçmiş pozisyonlar, Okan Buruk’un tepkileri vs. ile ilgileniyordu. O sırada maç oynanıyor. Ve bu hizmete (!) bir de zam yapıyorlar. Tam kafalarına göre. “Aboneliğimi iptal ediyorum“ diyorsunuz birden neredeyse yarı fiyatına inmiş, teklif ile geliyorlar. Sonra bakıyoruz, verilen fiyatın da altında rakam mevcut. Edindiğim bilgilere göre artık miyadı dolmuş ekipmanlar ile yayın yapılıyormuş. Bizim lig maçlarının kalitesizliği ayrı bir konu. Tribünlerde coşku yok, sahalar kötü. 30 bin, 40 bin kişilik stadlar yapılmış, 10 bin kişi anca geliyor. Başakşehir’in 17 bin kişilik stada gelen seyirci ortalaması, 3 bin. Bir Göztepe, bir Kocaeli’nin maçları, biraz Samsun ve Konya… Seyircisi olan takımlar gelmeli. Bursaspor’un ortalaması 37 bin mesela. Karşıyaka gelse mesela. Yarı dolu tribünler ve kötü sahalarda maç izlemek için para verilir mi?
DİZİLER VAR, PLATFORMU YOK: İZLEYİCİ NEYİ, NEREDE İZLEDİĞİNİ BİLMİYORABD merkezli medya araştırma şirketi Hub Entertainment Research’ün “Video Markalaşmasının Evrimi” başlıklı son çalışması, dijital yayın dünyasında dikkat çekici bir tabloyu ortaya koyuyor: İzleyici içerikleri tanıyor, ama hangi platformda olduğunu hatırlayamıyor.
Orijinal İçerik Var Ama Hafıza Yok Araştırmaya göre dijital platformların en önemli “ayırt edici” unsuru, hâlâ, orijinal yapımlar. Ancak bu avantaj pratikte karşılık bulmuyor. Mesela Demi Moore’un yer aldığı Landman ile ilgili katılımcıların yarısından azı hangi platformda yayınlandığını doğru şekilde söyleyebiliyor. Daha çarpıcı olan ise kitap uyarlaması dizi. Biri Kanadalı diğeri Rus iki buz hokeyi sporcusunun aşkını(!) anlatan ve çok konuşulan Heated Rivalry'nin hangi platformda olduğunu bilen sayısı yüzde 10. Her gazete, her dergi bu diziyi yazdı. Yazarken hangi platformda olduğunu da yazdı. Yine de oran bu. Her platformda o kadar dizi var ki.
Platform Kalitesine Bakıyor İzleyici dizinin nerede olduğundan çok, hangi platformun daha “kaliteli” ya da “değerli” olduğunu ya da içerik türü ile kendini özdeşleştiriyor. Mesela bizim ev ahalisi bir platformun dizilerine bakıyor. Halbuki bir tane daha platformdan da dizi izleme şansları var.
BÖYLE FİLMLERİ İZLEMEK İnternational filmini ev ahalisi bir kere daha Sinema TV’de izledi. Eski filmdir. Ama alt okumalarda hep bir ayrıntı bulunuyor. Siyaset soslu macera deniliyor. Tamam öyle de işte böyle çaktırmadan bazı ayrıntılar senaryoda monte edilmiş. Göndermeler yani. Nerelere gönderme var filmde? 1991'deki BCCI kara para aklama skandalı, 1982'de Blackfriars Köprüsü altında asılı bulunan iddia edilen Mafya bankacısı Roberto Calvi'nin ölümü ve 1978'de Waterloo Köprüsü'nde zehirli bir şemsiye ile bıçaklanarak öldürülen Bulgar muhalif Georgi Markov suikastı. The Guardian gazetesinde çıkan yorum yazıda; “Film, New York'lu soğukkanlı savcı yardımcısı Naomi Watts ve nevrotik Interpol ajanı Clive Owen'ın, hem teröristlere hem de İsrail'e Çin silahları satan Lüksemburg merkezli bir bankayı ifşa etme çabalarını konu alıyor” diye yazıyor. “Banka, silah üreticileri, hükümetler, polis, istihbarat teşkilatlarıyla iş birliği içinde; herkes dinleniyor ve Milano Meydanı'nda görünmeyen bir suikastçı tarafından öldürülme olasılığınız, Berlin tren istasyonunun dışında ölümcül bir mermiyle vurulma olasılığınız kadar yüksek” diye yazmış film eleştirisinde gazete.
Stasi de Unutulmadı Komplocu güçlerin kilit isimlerinden biri, eskiden koyu bir komünist ve kıdemli bir Stasi (D. Almanya İstihbarat Teşkilatı) yetkilisi olan, açık renk tüvit takım elbiseler giyen ve bankacılar için uluslararası irtibat görevlisi olarak çalışan yaşlı bir Alman olan Wilhelm Wexler'dir (Armin Mueller-Stahl).
Türkiye ve Savunma Sanayii Bir sahne vardı mesela.. Bizim ajanlar Calvini ile konuşuyorlar. Filmde bankanın adı sahte. “IBBC neden sizin şirketinizden silah alıyor?” diye soruyorlar. Calvini ayrıntılar veriyor. “Füzeleri seyir takip donanımını Volkon sistemleri sağlıyor. Şirketim de takip sistemlerini üreten iki şirketten biridir”. Peki ya diğeri? Ahmet Sunay. Peki o kim? Ajan Owen soruyor; “Türk Savunma Sanayii’nden mi?”. Senaryonun aklına bu nereden geliyor mesela? Tesadüf mü? Filmin bir başka çarpıcı sahneleri İstanbul’da geçiyor. The Guardian tasviri ile; “İnanç ve kanaate dayanan tarihi anıtları ve anılarıyla İstanbul'a kayıyor. Sultanahmet Camii'nin yanında gizli bir toplantıdan sonra, baş bankacı baharat pazarından geçerek, yıpranmış pişmiş toprak bir çatıda kaderiyle yüzleşiyor”. Çatılardaki çatışma sahnesi… Yine ayrıntılarda gördüğümüz; Afrika’da darbe yapacak devrimci lidere bankanın yardımı. Adı bilinmeyen bir Afrika ülkesinin darbeci komutanı İsviçre bankalarından kazık yediklerini söylüyor. IBBC yetkilisi paranın yanı sıra başka önemli yardım maddelerini sayıyor; “silah, istihbarat, lojistik destek. Özetle Özgürlük Devrimci Cephesi’ni diriltecek her şey” yapmaya hazır olduklarını söylüyor. Bu film Columbia Pictures işi…
CIA‘den Habersiz OlmazThe Atlantic dergisinde çıkan bir yazıda şöyle diyor; “CIA, kurulduğu günden beri kamuoyu algısını şekillendirmek için Columbia Pictures da dahil olmak üzere Hollywood ile iş birliği yapmış, teşkilatı olumlu bir şekilde tasvir edecek senaryolar konusunda sık sık danışmanlık yapmıştır”… “CIA Hollywood’u Nasıl Kandırdı?” başlıklı 2016 yılı dergiden çıkan yazı, bu ilişkiyi çok iyi anlatan bir örnek.
İlişki 1996’da BaşlıyorCIA’nın Hollywood ile kurumsal ilişkisinin dönüm noktası 1990’lar olarak gösterilir. 1996’da CIA, eski bir operasyon görevlisi olan Chase Brandon’ı doğrudan Hollywood ile çalışmak üzere görevlendirir. Bu tarihten sonra yapımcılara, senaristlere ve oyunculara CIA merkezinde erişim, danışmanlık ve teknik destek sağlanmaya başlanır. Karşılığında ise CIA’nın “kahraman”, “vatansever” ve “etkili” bir kurum olarak sunulması beklenir.
Patriot Games (Tehlikeli Oyunlar), Clear and Present Danger (Açık Tehlike), The Sum of All Fears ( En Büyük Korku ) çarpıcı örnekler. Özellikle The Sum of All Fears filmlerinde CIA ajanı Jack Ryan karakteri üzerinden teşkilatın olumlu bir imajı inşa edilir. Bu süreçte Ben Affleck başta olmak üzere oyuncuların CIA merkezine götürüldüğü, analistlerle görüştürüldüğü ve çekimlerde CIA danışmanlarının aktif rol aldığı belirtilir.
Dizilerde CIA Televizyon tarafında ise Alias dizisi öne çıkar. Jennifer Garner’ın canlandırdığı CIA ajanı karakteri, doğrudan teşkilatın “ideallerini temsil eden” bir figür olarak tanımlanır. CIA, bu dizinin yazarlarıyla ilk sezondan itibaren çalışır. Homeland ve 24 de önemli örnekler olarak sunulur. Homeland dizisinin yaratıcılarının CIA yetkilileriyle düzenli toplantılar yaptığı, oyuncuların ve yazarların ajans merkezini ziyaret ettiği ve eski CIA yetkililerinin danışman olarak çalıştığı belirtilir. Dizi, karakterlerini sorunlu ama “kahraman” figürler olarak sunarken, genel çerçevede, CIA yanlısı bir anlatı kurar. 24 ise işkenceyi meşrulaştıran anlatısıyla tartışma yaratmış, ancak aynı zamanda güvenlik politikalarına toplumsal destek üreten bir popüler kültür ürünü olarak değerlendirilmiştir.
İran Rehine Krizi Filmi Hollywood–CIA ilişkisinin en çarpıcı örneklerinden biri ise Argo filmidir. Ben Affleck’in yönettiği ve oynadığı film, CIA’nın İran’daki rehine krizini çözme operasyonunu anlatır. Yapımın CIA merkezinde çekim izni aldığı, projeye doğrudan destek verdiği yazılmıştır. Benzer bir iş birliği Zero Dark Thirty filminde görülür. Kathryn Bigelow ve Mark Boal’ın, bin Ladin operasyonunu anlatan bu film için CIA ve Pentagon’dan yoğun destek alındığı, hatta CIA Direktörü Leon Panetta’nın yapım sürecine doğrudan katkı sunduğu ifade edilir. Film ekibine gizli toplantılara katılma izni verilmesi, operasyon detaylarının paylaşılması ve e-posta yazışmalarıyla sağlanan teknik destek, bu ilişkinin boyutunu açıkça ortaya koyar. Filmde işkencenin bilgi elde etmede etkili gösterilmesi ise daha sonra ABD Senatosu tarafından “gerçek dışı” bulunarak eleştirilir.Bugünleri anlamak için böyle filmleri izlemekte fayda vardır.
AKLIMA TAKILANLAR KONUT FAZLA AMA KİRALAR YÜKSEK Halk TV’de gazeteci İbrahim Kahveci 'ne kadar konut ihtiyacamız var' sorusuna cevap arıyordu. Hesap kitap yaptı; “Artan nüfusun konut ihtiyacı 2 milyon 496 bin. Yani 2,5 milyon konut ihtiyacınız var. 2013’ten 2020’ye artan nüfusa karşılık yapılan konut sayısı 6 milyon. Ne kadarı satılmış? 4,6 milyonu. Peki 2 milyon 100 bin konut nerde? Kilit soru bunları kim aldı? Cevap, kiracılık oranında yatıyor. 2013 yılında nüfusu yüzde 21’i kirada otururken, bu oran 2023 yılında yüzde 26’ya çıkmış. Türkiye ihtiyacının neredeyse 2 katı konut yapılmış ve satılmış. Kiracı sayısı niye artmış? Konut stoğu yapılmış”… Tam bir çıkmaz, tam bir başıbozukluk..
SADE KIYAFETLER İLE SUNUMU ÖZLEDİK Cansu Canan Show TV’de bu ayın 15’inde yeni programa başlıyor. “Cansu Canan ile Yeni Sayfa”. Tanıtımı vardı. Kırmızı bir tayyör giymiş. Sade bir havası vardı. Allayıp pullanmamış, takılar ile donatmamış kendini. Kimisi akşam davete gidecek gibi, kimisi sunduğu programın formatından habersiz (haberlerde cafcaflı kıyafetler)… Bir de tercihler oluyor. Operasyon geçirmiş yüzlerin o anlamsız bakışları ile sunduğu haberlere de rastlıyoruz. Tanıtım ile ben içeriğin önüne geçmeyeceğim mesajını vermiş kendileri. Doğrusunu yapmış.Odatv.com
